93 yıl önce emperyalist güçlere karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı verilerek kurulan ve bunu da 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da yapılan bir anlaşma ile pekiştiren başta Yüce Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere emeği geçen tüm vatanseverleri saygı ve minnetle anıyoruz.
Yapılan bu anlaşmadan sonra İsmet İnönü Lozan’daki intibalarını Atatürk’e anlatırken şöyle demişti;
“Lozan Üniversitesinin merasim salonunu terk ederken İngiliz delegesi Lord Gürzon, bana ‘kapitülasyonlardan tutunuz da akla gelen ya da gelmeyen ve sizce engel sayılan birçok şeylerden ülkenizi kendi tabirinizce kurtardınız ve bende bütün bunlara evet dedim.   Fakat hiç düşündünüz mü bundan sonra ne yapmak isterseniz yine bizlere muhtaç olacaksınız’ dedikten sonra, “işte o zaman bu parayı verirken şimdi kazandıklarınızı bizlere iadeye mecbur kalacaksınız” demişti.
Aradan 93 yıl geçtikten sonra insanın aklına “acaba” Lord Gürzon, haklı mıydı? Sorusu geliyor.
Özellikle 1980 sonrasındaki gelişeler düşünüldüğü zaman Lord Gürzon’un cebindekilerinin tümünü çıkarttığını görüyoruz.
Kefen bezinden toplu iğnesine; şekerinden kurşun kalemine kadar her şeyi ithal etmek zorunda olan ve uzun yıllar süren savaşların perişan ettiği; nitelikli elemanları olmayan, genç ve yetişkin kuşakları savaşlarda erimiş o günlerin onurlu Türkiye’si ile günümüzü karşılaştırırsak özellikle ulusal bağımsızlığımıza duyulan saygı ve özen ulusal egemenliğimizin paylaşılmazlığı gibi birçok temel ve moral konularında nasıl geriye doğru gittiğimizi derin bir acı içinde görmekteyiz.
Özellikle 2000’li yıllardan başlamak kaydıyla sıcak paraya dayalı, üretim ekonomisi yerine tüketim ekonomisi ile birlikte rant koşullarının egemen olduğu bir düzenin içinde olduğumuzu görmekteyiz.
Bugün ülkemiz dünyada en borçlu ülkeler arasında yer almaktadır.
Bu durum siyasal bağımsızlığımızı bir ölçüde tehdit etmektedir.
Konu üzerinde bir değerlendirme yaparsak; Lozan biçimsel olarak o günlerden günümüze yürürlükte olan tek anlaşma olmasına karşın “ruhundan” bir şeyler eksilmiş demektir.
Eğer Lozan’ın oluşturduğu Ulusal Ant (Misak-ı Milli) hudutlarını korumak istiyorsak,  Lozan’ın ruhunda korumamızın önemini anlamak için henüz vakit varken, bir şeyler yapmamız gerekir.
İşte buradan Atatürk’ün ekonomik ve mali konulardaki görüşlerini her zaman dikkate almalıyız.
“Milli mal olarak dışarıya sattığımızdan fazlasını dışardan almamak, yani sattığımız kadar mal almak ve bu suretle kazançtan fazla masrafa meydan vermemek”
Milli siyaset deyince düsturu şuydu;
“İradi masrafına eşit ve denk bütçe kurmak, devlet gelirlerini iyi hesap edip masrafı da ona uydurmak ve onu geçirmemek”
Atatürk’ün her zaman dikkate aldığı bu iki görüşün bizi yönetenlerce uygulanması gerekir.
Unutmayalım emperyalist güçlerin her zaman ülkemizin kendilerine muhtaç olmasını isterler.