Bursa’da Ulu Camii de namaz kılan yüz kadar insan, aralarında konuşmuşlar; “Neden İstanbul’da ezan Arapça okunurken, Bursa’da Türkçe okunuyor” diye dedikodu yaptıktan sonra işi evkaf müdüründen sormaya karar vermişler.

Evkaf müdürü, “vali’ye gidin” demiş. Cemaat, topluca vilayete gidiyorlar fakat vali öğle yemeğinde, hükümet konağının mermer merdivenlerine çömelip bekleşiyorlar.

Mesele polise, tümen’e, jandarmaya aksediyor. Tertibat alınıyor; bu sırada Ankara’ya da “Bursa’da İrtica” var diye telgraf çekiliyor.

Atatürk, otomobille İzmir’e gitmektedir. Haberi yolda alıyor. Yaptığı ve inandığı inkılapların öz mal sahibi sıfatıyla, tehlikede gördüğü eseri için, hemen Bursa’ya koşuyor. İşi bizzat inceliyor; kararını Anadolu Ajansına kısa bir tebliğ ile bildiriyor. “Bu, din meselesi değil, dil meselesidir.”

O akşam, çekirge yolundaki köşkte Atatürk’e bir yemek verildi. Sofrada on üç, on dört kişi var. O günkü hadiseden dolayı Atatürk’ün gönlünü almak üzere bu on dört kişiden birisi:

“…Efendim diye söze başladı; Bursa gençliği bu hadiseyi hemen bastıracaktı. Fakat zabıta ve adliyeye olan güvenimden ötürü…

Devam edemedi, Atatürk bir işaretle sözünü kesti;

… Bursa gençliği de ne demek? diye biraz sert sordu. Memlekette parça parça yer yer gençlik yoktur, sadece ve toplu olarak Türk gençliği vardır!

Sonra Türk Gençliğinden ne anladığını şöyle tarif etti:

…. Türk genci, inkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve inkılapları benimsemiştir. Bunlara zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hare-ket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır… demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla… nesi varsa onunla, kendi eserini koruyacaktır.

Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz inkılap ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek; “demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım..!”

Onu hapse atacaklar, kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber bana, İsmet Paşa’ya, Meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışmasına, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “Ben, inanç ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amirleri düzeltmek de benim vazifemdir!…”

Atatürk, gözlerini sofradakilerin yüzlerinde dolaştırdı;

-“İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği” dedi.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı ulusumuza 100. yılında kutlu olsun.

KAYNAKÇA: Hikmet Bil

ATATÜRK’ÜN SOFRASINDA

Ekicigil Tarih Yayınları: 1

Sayfa:42-43