Büyük olan insanlar, kişisel başarılarından bahsederek, vakit kaybetmeyecek derecede büyük insanlardır.
Bu büyük insanlardan biri de 20. Yüzyılın dahi devlet adamlarından olan yüce Atatürk’tür.
Bu büyük insanın en büyük özelliklerinden biri de karşısındaki hasımlarının izzeti nefsini her zaman korumuştur.
Bu konuya ait Atatürk’ün yaşadığı bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Asırlarca devam eden acı husumetlerden sonra Türkler, 1922’de Yunan’lıları Türk topraklarından ebediyen sürüp çıkarmak istediler.
Mustafa Kemal, askerlere hitaben kahramanca bir nutuk irad ederek;
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.”
dedi ve bugünkü tarihin en müthiş muharebelerinden vukubuldu. Türkler muharebeyi kazanmış ve Yunan generalleri Tricoupis ve Dionis teslim olmak üzere Mustafa Kemal’in karargahına doğru sevk edilmişti. Ahalinin, bunlara lanet yağdırdığı sırada Mustafa Kemal hasımlarını, muzaffer bir kumandan olduğunu hissettirmeyecek şekilde karşılamış ve ellerini sıkarak;
-Buyurun! Efendiler, yorgun olacaksınız! Demiş ve muharebeyi bütün teferruatı ile konuştuktan sonra hasımlarının uğradıkları hezimet darbesini hafifletmek için onlara, tam bir askerin diğer bir askerlerle konuşması gibi;
“Harp, demişti, öyle bir oyundur ki, bazen en kudretli adamları bile yıkar.”
Mustafa Kemal, zaferin en zevkli dakikasında hasımlarının izzeti nefsini koruyarak, çok mühim kaideyi düşünmüştü.
Türk askerinin durumunu ele alırsak;
Türk askeri savaşta ve barışta her zaman ve her yerde vatan için gözünü kırpmadan kendi feda eden bir yapıya sahip olduğunu,
Bununla birlikte cephede bile hasımlarına karşı yeri geldiği zaman yardım ettiklerini tarih kitapları yazmıştı.
Buna ait örnek, 1915 yılında yaşanan Çanakkale Savaşlarında bir Fransız generalinin yaşadığı bir olayı yine sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Hiç unutmam, muhabere başlamadan önce çevremizdeki tabiat nefis güzellikteydi. Su çiçekleri, papatyalar, leylaklar bir gökkuşağı alemi yaratıyordu. Ve şimdi savaş başlamış, savaş sahasında dövüş bitmiş, o güzelim tablo kan revan içindeydi. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Türk ve Fransız askerleri süngü savaşında ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca hiç unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor. Bir Türk askeri kendi gömleğini yırtmış onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla bir konuşma yaptık.”
“Bu Fransız yaralanınca yanıma düştü. Cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi, anlamadım. Ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok. İstedim ki kurtulsun anasının yanına dönsün.”
Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada emir subayı Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan gözyaşlarımın donduğunu hissetim. Çünkü Türk askerinin göğsünde, bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı. Ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı. Az sonra ikisi de hayata veda etti.
Demem o ki, verdiğimiz bu iki örnek gerek Atatürk’ün, gerekse Türk askerinin ne kadar asil ve alicenap duygularına göre hareket ettiklerini söyleyebiliriz.
Bu durum özellikle Atatürk’ün dünya üzerinde var olan saygısını daha da arttırmıştı.
Kaynakça; Dale Carnegıe
Çeviri: Ömer Rıza Doğrul
Dost Kazanmak ve İnsanlar Üzerinde Tesir Yapmak
1955 / İSTANBUL

  1. Rezzan Ünalp

Mehmetçik Vakfı Dergisi
Mayıs/2016