sudi1949 yılında ikinci dünya savaşının hemen ardından Sovyetler birliğine karşı batıyı savunmak için kurulmuştu. Stalin’in Türkiye’den ciddi toprak taleplerinin olduğu dönemde, Türkiye NATO’’ya üye olma kararı aldı. İki kutuplu dünyada “İki süper güçten birini tercih etmek zorundayız”
“Ne NATO ne CENTO tam bağımsız Türkiye” derken olanlar olmuştu. Sonraki yıllarda, ülke içinde yaşanacak ideolojik zıtlaşmanın temel noktasını oluşturan ana nedendir “en çok düşman görünenden korunma refleksi”.
NATO’ya üye olan Türkiye, kendisiyle ilişiği olmayan birçok ülkeye asker gönderdi. Afganistan, Somali ve diğer ülkeler.
Sadece Yugoslavya’da yaşanan iç savaş bizi ilgilendiriyordu ki, ona da geç kalınmıştı. Birleşmiş Milletler Barış Gücü olarak konuşlandırılan askerlerin, savaşı kimin çıkardığına dair sorgulamaları var mıdır bilinmez?
NATO aslında “Amerika” demekti ama Türkiye, sınırında ki düşmandan, uzaktaki sözde dosta sığınmıştı.
Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte bu daha net ortaya çıktı.
Bir süre tek süper güç olarak kalan ABD, Ortadoğu’yu ve Afrika’yı yeniden şekillendirme çalışmalarına başladı.
Sözde İslami Terör Örgütlerinin adlarını o yıllarda duymaya başladık.
Bu tip yapılar, önce özgürlük savaşçısı olarak ilan edilip silahlandırılıyor, işleri bitince terör örgütü ilan edilip, söz konusu ülkeye’ güya yardım’ adı altında müdahalenin önü açılıyordu. Ortadoğu’nun zengin petrol ve yer altı kaynaklarının neredeyse tamamı bu sayede ABD ve İngilizlerin tekeline girmiştir.
Bir şarkıyı dinlerken eseri çalana ve ya söyleyene bakarız.
Oysa besteyi yapan daha önemlidir.
İngiliz derin devleti besteyi yapar, ABD sahnede icra eder.
Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur ve olacaktır.
AB’den çıkışları bile uzak yılların bir ön planıdır.
Türkiye NATO bünyesinde asker gönderdiği ülkelerden bir karış toprakla bile dönmezken, birçok Şehit ve Gazi vermiştir.
Cumhuriyet tarihinde tek bir savaştan toprak alarak çıkmışızdır o da Kıbrıs savaşıdır.
Maalesef 1974 yılında aldığımız toprakların bugün kaybedilmesi sürpriz değildir.
Türkler tarihleri boyunca “fetheden” bir millet olarak tanınmıştır.
Bugünlerde “Yayılmacı politika” olarak adlandırılan bu özelliğimiz, batıyı ve diğer ülkeleri hep korkutmuştur.
Son yıllarda ki en büyük baş ağrımız Suriye iç savaşıdır.
Başından beri “Son operasyonlar” hariç hep yanlış bir politika izlenmiştir.
Eğer bu çatışmalar için enerjimizi ‘barıştırmak’ maksadıyla kullansaydık, durum daha farklı olurdu ki Türkiye’nin bu gücü o dönem için mevcuttu.
Orada ki gelişecek olan resmi iyi göremedik.
Suriye’de çatışan birçok gruba yardımcı olduk ama hepsi bizi arkadan hançerledi.
ABD, Rusya ve diğer ülkeler stratejik konumu olan Suriye’ye gelip çöreklendiler.
Suriye’nin de Irak gibi artık toprak bütünlüğünden bahsetmemiz mümkün değildir.
Kısacası IŞİD’in bir İsrail ve Amerikan projesi olduğunu geç anladık.
1950 yılında ABD’ye yaranmak için Kore’ye asker göndererek önünü açtığımız NATO üyeliği, şimdilerde başımıza bela olmuştur.
Atsan atılmıyor, satsan satılmıyor…
Ama Türkiye sözde müttefikleri tarafından satılıyor…