erdal kopyalaSevgili okuyucularım, bu yazımda Türkiye’mizde neden yeterince iyi kaliteli sporcu yetişmediğine değineceğim.
Aklımıza ilk takılan soru gerçekten yetenekte eksikliğimiz varmı oluyor. Bu soruya kesinlikle hayır cevabı verebilirim, lakin bazen şartlarımız iyi değil, olanaklarımızı zorlamak gerekiyor ama bunu da maddi olarak başaramıyoruz. Burada en büyük görev okullara düşüyor. Eğitim sistemi ile sporcu yetiştirme sistemi birbirini desteklemesi gerekirken, tamamen birbiriyle çatışıyor. Örneğin, bir sporcu en az 10.000 saat pratik yapmalı ki olimpiyatlarda başarı elde edebilsin. Ama bu eğitim sisteminde bir öğrencinin bu zamanı bulması zor.
Spora yeni başlayan bir öğrencinin, haftada en az 20 saat pratik yapması ve yılda en az 3 turnuvaya katılması gerekir. Bazı turnuvalar 2 veya 3 hafta sürüyor.
Haftada 40 saat okula giden bir çocuk, bu zamanı nereden bulacak? Bu çatışmadan dolayı, çoğu öğrenci sporla eğitim arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
Spor yapan birçok öğrenci, sporu bırakıyor çünkü sporcu olmak toplumda değer görmüyor. Sadece çok küçük bir kitle spordan para kazanabiliyor. Üniversitelerde spor bursu ile okuyan öğrenci sayısı da çok az. Eğitimi bırakıp sporcu olmayı başaran öğrenciler yok mu? Var.
Ama bu sefer de “eğitimsiz sporcu” sayısı artıyor.
“İlk önce insan, sonra sporcu” anlayışını terk etmiş oluyoruz. Sporun çok fazla getirileri vardır.
Yine okul-spor çatışmasından dolayı, çocuklar temel eğitimi ve spor eğitimini ayrı yerlerde alıyor. Temel eğitimi okulda, spor eğitimini kulüplerde.
Durum böyle olunca öğrenciler iki ayrı kültürde var olmaya çalışıyor. Halbuki mükemmellik bütünlük gösteren bir gelişim kültürü içinde gerçekleşir.
Da Vinci, hem temel hem de sanat eğitimini ustası Verrocchio’nın atölyesinde almamış olsaydı, muhtemelen bugün onun adını duymamış olurduk.
Peki, o zaman sporcu nasıl yetiştirilmeli?
“Bir çok Avrupa ülkesinde spor ve temel eğitim aynı okulda verilmektedir” .
Öğrenciler öğlene kadar temel eğitim alıyor, öğleden sonra okulda spor eğitimi alıyor ve antrenman yapıyor. Okuldaki tüm öğrenciler bir gelişim kültürü içinde aynı spor için eğitiliyor.
Eğitimi zayıf olan çocuk spor antrenmanlarından da men ediliyor. Eğitim, spor adına terk edilmiyor.
Bizim katı eğitim yapımız maalesef bu tür kurgulara izin vermiyor.
Artık zamanı gelmiştir. Eğitim yapımız bu tür esnek kurgulara izin vermelidir.
Tekrar en baştan kurgulanmalıdır. Eğitime dair bildiklerimiz ve varsayımlarımız tekrar gözden geçirilmelidir.
Bunun için de MEB’e çok iş düşüyor.
MEB bu adımları atarsa, işte o zaman spor dahil her alanda başarı kaçınılmaz olacaktır.
Sevgili okuyucularım, hepinize spor, sağlık huzur ve mutluluk dolu günler dileklerimle.