Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan laiklik ilkesinin ülkemizdeki varlığı ve öneminin korunması özellikle son yıllarda toplumu bir hayli meşgul ettiği görülmektedir.

Bilindiği üzere laiklik eski Yunanca’dan gelen bir kavram olup din insanı olmayan kişilere yani rahip ya da rahibe olmayan kişilere verilen Laikos adından gelmektedir.

Bu ad zamanla Fransızca’ya laiklik olarak geçmiş ve bizde bu kavramı Fransızca’dan laiklik olarak almışız.

Laiklik kavramını, devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsız kalması, bir inanca ya da bir dine bağlı olmayan insanları devleti ele geçirerek ya da başka yollarla öteki inanç sahipleri üzerinde baskı yapılmasının önlenmesidir şeklinde açıklayabiliriz.

Bu görüşten hareketle, laiklik basit ve yüzeysel bir biçimde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması şeklinde tanımlanamaz.

Laikliği bir toplumda yönetenlerin, yönetme yetkisini din dışı kurumlardan başka bir deyişle yönetilenlerden alınmasıdır şeklinde de tanımlayabiliriz.

Ancak, en gerçekçi laiklik tanımlaması aşağıda açıklandığı şekilde Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmıştır.

“Laiklik, ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğünün bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli olan uygar yaşam biçimidir.”

Dikkat edilirse bu tanımlamada, laikliğin tarihsel gelişiminin bir özeti olduğu görülecektir.

Bugün ileri batı ülkelerde laiklik tarihsel süreç içinde uzun ve kanlı mücadeleler sonunda benimsenmiştir.

Bu benimseme bu ülkelerin zamanında geçirdiği aydınlanma devrimi ile birlikte geçirdikleri endüstrileşme devrimi ile mümkün olmuştur.

Tarihsel süreç içinde laikliği benimsemiş ileri batılı ülkelerin aksine, demokrasisi az gelişmiş ülkelerde dinin, toplum üzerindeki etkisinin tamamen önlenemediği.

Bu durumda olan ülkelerde laiklik karşıtı olan güçler, var olan bu ilkeyi ortadan kaldırmaya ve yerine de dinsel yönetime ait görüşlerin egemen olduğu bir düzenin özellikle dış güçlerinde etkisiyle kurulmasının istendiği görülmektedir.

Ancak, bu isteklerin gerçekleşmesi örneğin; demokratik ve laik düzeni benimsemiş ülkemizde hiçbir zaman mümkün görülmemektedir.

Burada tüm toplum örgütleri ile birlikte bizi yönetmeye soyunan parlamenterlere ülkemizde var olan demokratik ve laik düzenin korunmasında büyük görevler düşmektedir.

En önemli görevlerin başında parlamenter olarak TBMM’de göreve başladıkları anda anayasanın 81. Maddesinde yer alan ve and içme töreninde kullandıkları her bir kelimenin üzerinde özenle durmaları gerekmektedir.

Unutmayalım, laiklik ilkesini benimseyen ve demokrasi ile yönetilen dünyadaki tek Müslüman ülke olan Türkiye’miz üzerinde, özellikle dış güçler, bu düzen yerine kendilerince ne ifade ettiği belli olmayan ve adına da Ilımlı İslam Devleti denen bir modeli kurmaya çalışmaktadırlar.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti yüce Atatürk’ün önderliğinde ve emperyalist güçlere karşı ulusal bir Kurtuluş Savaşı verilerek kurulmuştur.

Öyle sınırları emperyalist ülkelerce cetvelle çizilen diğer İslam ülkelerine benzemez.

Bu makalem 10 sene önce 2 Eylül 2008 tarihli Mahmutlar Post Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Konunun önemi nedeniyle bu makalenin tekrar yayımlanmasında fayda görmekteyiz.