OSMANLI DEVLETİNDE BİLİM VE DİN OLGUSU

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » OSMANLI DEVLETİNDE BİLİM VE DİN OLGUSU
Paylaş
Tarih : 06 Mart 2018 - 12:58
Ender KARACA

Bir toplum tarihsel süreç içerisinde gelişen dünya koşullarında bilim, felsefe ve din konularında gelişme gösteriyorsa tüm yönleriyle çağdaş dünyada yerini alır.
Konumuzu kapsayan Osmanlı Devleti bilim, felsefe ve din konularında değişen dünya koşullarında kendini geliştirememiştir.
Kutsal din kitabımız olan Kuran-ı Kerim-i halkın okuyup anlaması için ana dilimiz olan Türkçe’ye çevirilerek 18. yy’da İstanbul’da İbrahim Mütefferika tarafından kurulan matbaada neden bastırılamadığı konusunu artık tarihçilere bırakıyoruz.
Gerçi Osmanlılar’ da Kuran-ı Kerim el yazması olarak yazılmış ama medreselerde ve kütüphanelerin raflarında kalmıştır.
Kutsal din kitabımız Kuran-ı Kerim ancak Atatürk tarafından ilk kez 1936 yılında halkın okuyup anlaması için Türkçe olarak matbaada bastırılıp Diyanet İşleri Başkanlığınca yurt çapında dağıtılmıştır.
Batı dünyası ise kendi dinsel kitabı olan İncil’i 15-17.yy’larda icat edilen matbaa sayesinde kendi dillerine çevirerek okuyup anlamışlar ve uzun mücadelelerden sonra kilise sömürüsüne son vererek dinde reform yapmışlardır.
Bilim konusuna gelince, Osmanlı Devleti kuruluşundan başlamak kaydıyla dogmalaşmış bilime ve dondurulmuş felsefeye göre hareket ederek ve bunlara hiçbir katkıda bulunmadan akılcılıktan yoksun bilgiyi tekrarlamakla yetinmişler ve nakilcilik denen öğretiyi benimsemişlerdir.
Osmanlı medresesi gelişen bilim ve teknoloji üzerinde hiç durmadıkları gibi dünyada yaşanan bilimsel araştırmaların neden ve nasıl geliştiğini de anlayamamışlardır.
Örneğin, 19. yy’da İstanbul-Tophane’de döküm sırasında namluların çatlamaması için dualar okunurdu.
Oysa, Almanya namlululara yiv yaparken enerjinin bu konuyla ilgili yasasını bulmuştu.
Osmanlılar bilimi, doğayı anlatan yasalar olarak görmeyip, sadece teknik ve sağlık alanlarında uygulama açısından ele alarak günümüzdeki bilimsiz teknoloji yolunu ilk kez açıyordu.
Osmanlılar içinde bulundukları ideolojik koşullar nedeniyle var olan düşman gücünün bilimden kaynaklandığını göremedi.
Orduyu güçlendirmek için mühendis ve tıp mekteplerini açtılar, denizaltıya kadar zamanın en gelişmiş silahlarını emperyalist güçlerden ithal ettiler ama çağın bilimini öğrenemediler.
“ Çünkü Osmanlılar İngiliz emperyalizminden çok bilimden korkuyorlardı”
Osmanlı Devleti daha önceki İslam biliminde olduğu gibi akılcılığı ikinci plana iterek dogmalara sarılmış ve yaratıcı güç yerine kaderciliği benimsemişlerdi.
Bu yüzden Osmanlılar asırlar boyunca bu gibi görüşler etrafında dolanıp durmuşlardı.
Avrupa ise bilim sayesinde açık denizlere yelken açıp yeni kıtaların keşfi ile servete ve altına kavuşurken, Osmanlılar biriken servetini gurur, israf ve sefahat yoluyla tüketmişlerdir.
Burada amacımız ecdadımız olan Osmanlılar’ın zamanında dünyada yaşanan ve sürekli gelişen bilime ve felsefeye neden önem vermediklerini örnekler vererek açıklamaktı.
Demem o ki; bilim ve felsefeye önem vermeyen toplumlar Osmanlı Devleti gibi er geç tarih sahnesinden silinirler.

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

ÇOCUKLAR DUYMASIN
ÇOCUKLAR DUYMASIN

Gözlerine ağır ağır çöken bir uyku “Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde” diye başlayan masallarla açılır

TEMSİLDE ADALET
TEMSİLDE ADALET

Toplumun genel yapısını bilmek kaydıyla kendilerine toplum tarafından toplumu yönetmek üzere verilen bu yetkiyi özellikle Parlamenter sistemle

GELEN AĞAM GİDEN PAŞAM
GELEN AĞAM GİDEN PAŞAM

Dünyadan koptukça çöküşünü hızlandıran, kötü gidişatı durdurma telaşıyla daha içinden çıkılmaz duruma düşen ve yıkılan bir imparatorluk. Bir