Dünya var olduğundan beri üç döngü hiç aralıksız sürüp gidiyor. Doğumlar, ölümler ve acımasız savaşlar.
Tarihin derinliklerinden günümüze kadar birçok medeniyetin yok olduğuna, birçoğunun ise hala aynı coğrafyada varlığını sürdürdüğüne şahit oluruz.
Devletlerin gücü, devlet olma birikimidir, Geçmişinden günümüze ve daha sonraki yüzyıllara bırakacağı en büyük sermaye tecrübedir.
Bu birikime sahip milletlerin siyasi yönetim şekli değişse de, üzerinde yaşadıkları topraklar değişmez.
Doğum ve ölüm arasındaki zaman dilimi devletlerin tarihinde an meselesi bile değildir ama o devletin geleceğine iyi ya da kötü bir şekilde de olsa yön verenler ise tarihi kişiliklerdir. Kimine göre ‘hain’ kimine göre ‘kahraman’ olarak anılırlar ama unutulmazlar.
Tarihin her döneminde kazanan kahramandır, kaybeden ise hain.
İnsanoğlunun fıtratında vardır başarıyı ödüllendirmek, başarısızlığı cezalandırmak. Cümlelerimin başında bahsettiğim gibi ölüm ve doğum ilişkisi kadar önemli bir başka olgu da savaş ve barıştır.
Dünyada ne kadar savaş olmuşsa o kadar da barış olmuştur.
Medeniyetler savaşı, dinler savaşı, ırklar savaşı, renkler savaşı kısacası, savaşmak için her zaman bir bahane bulunmuştur.
Bu son yüzyılda iki dünya savaşı görmüş olan yaşlı dünyamızın üçüncüsüne dayanma gücü kalmadığına inananlardanım.
Birinci dünya savaşında 10-15 milyon insan yaşamını yitirirken, ikinci dünya savaşında ise 27 milyon Sovyet, 10 milyon Çinli, 6 milyon Yahudi, 6 milyon Alman, 3 milyondan fazla Polonyalı, 2.5 milyon Japon ve 1.5 milyonu Yugoslav olmak üzere 55-60 milyon insan hayatını kaybetti.
Sonraki yıllarda Kore ve savaşın ‘İslam ülkelerine’ kaydırılması.
Sömürge olmaktan kurtulup devletleşme yoluna giden Ortadoğu ülkeleri maalesef bu şanslarını çok kötü kullandılar.
Kendilerine özgü gelenek ve yaşam biçimleri (Mezhep, Aşiret, kabile vs) onları tekrardan küresel güçlerin kucağına itti.
Irak ve Libya’nın direnci ise çok kısa sürdü ve yine küresel güçler tarafından işgal edilip tüm zenginliklerine el konuldu.
Afganistan’ın işgaliyle start alan yeni dünya meydan savaşlarının son sahnesi Suriye’de yaşanıyor ve sırada boyun eğmeyen İran var.
Büyük şeytanın iskambille girip sömürdüğü son ülke ise Suudi Arabistan, en küçük bir anlaşmazlıkta orayı da iskambil kağıdı gibi dağıtmaları ise uzak bir ihtimal değil.
Küresel sermaye için insanın değeri alım veya tüketim gücü kadar önemlidir.
Bu güçlerden biri; Gıda satıp zehirler, diğeri ilaç satıp tedavi eder, biri uçağı- diğeri uçaksavarı satar.
Denizaltı satar biri, diğeri torpido, biri tabanca, diğeri çelik yelek.
Tank satan tanksavar satana önceden göz kırpmıştır.
Biri barışçı olup arka çıkarak çöker zenginliklere, diğeri işgalle veya ekonomik ambargoyla. Son savaşta 60 milyon insanını kaybeden bu küresel güçler, birbirleriyle savaş etmeme yolunu seçmiş fakat savaşmaktan vazgeçmemişlerdir.
Bilim, teknoloji ve diğer alanlarda dünyadan kopan ülkelerdir artık devler sofrasının yeni lokmaları.
İnandığı aynı din bine bölünmüş İslam ülkelerinin maalesef bu güçlere karşı şansı yok denecek kadar azdır.
İşin aslına bakarsanız yaşananlar dinler savaşı da değildir, güçlünün zengini soymasıdır. Birleşemeyen, hep birbirleriyle didişen bir zihniyete sahip Ortadoğu coğrafyası batı için yeni bir keşif değildir.
Osmanlı dönemine denk gelen bu ertelenmişliğin acısını çıkarıyor batı.
Hem de Osmanlıya karşı kendileriyle birlik olan o coğrafyada ki ülkelerin ihaneti şerefine, kadeh kaldırarak.
Keyifle, gülerek, bölerek, bölüşerek.
 

CEVAP VER

lütfen yorumunuzu yazınız
lütfen adınızı yazınız