Ulusal bayramların en büyüğü olan 30 Ağustos Zafer Bayramının 96. Yılını ulus olarak büyük coşku ile kutluyoruz.
Bayramların anası olan bu bayram sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun temeli atılmıştır.
96 yıl önce emperyalist güçlere karşı bu savaşı kazanmasaydık esir bir ulusun insanları olarak hiçbir bayramı kutlayamayacaktık.
Kazandığımız bu zafer emperyalist güçlerce yok edilmeye çalışılan Türk Ulusunun yeniden dirilişi, şahlanışı ve varoluşudur.
Bu varoluşu başta bu zaferin başkomutanı olan Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu zaferi kazandıran kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz.
Çünkü onlar olmasaydı ne Türkiye Cumhuriyeti kurulurdu ne de Türk ulusu Anadolu’da kalırdı.
Onlar; Bir ulusu yok etme çabalarını KABUSA dönüştüren, onurları kadar KAHRAMAN, cesaretleri kadar KARARLIYDILAR.
Onlar; Bağımsız Türkiye için savaştılar.
Emperyalist güçlere karşı kazanılan bu zafer Türk ulusunun bin yıldır Anadolu’da var olduğunu ve bu varlığını da sonsuza kadar devam ettireceğini dünyaya ilan ediyordu.
Atatürk ufku değil, ufkun ötesini gören bir devlet adamıydı.
İşte Atatürk, bu görüşten hareketle savaş meydanlarında kazanılan bu zaferlerin tek başına bir anlam ve değeri olamayacağına dikkat çekmiş ve bağımsızlığın temelinde güçlü bir ekonominin yattığını 17 Şubat 1923’de İzmir’de yapılan İktisat Kongresi’nde şöyle açıklamıştı;
“Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomi zaferi ile taçlandırılmazlarsa elde edilen bu zaferler sürüp gidemez, en zamanda söner. 
Bu itibarla, en kuvvetli ve parlak zaferimizin dahi sağlayabileceği yararlı verimleri saptamak için ekonomik hayatımızın ve egemenliğimizin sağlanması, pekiştirilmesi ve genişletilmesi gerekir.
Düşmanlarımıza karşı en kuvvetli silahımız ekonomi yaşamındaki genişleme, sağlamlık ve başarı olacaktır.”
Bununla birlikte Atatürk bağımsızlık konusunda da şöyle diyordu;
“Temel ilke, Türk ulusunu haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla gerçekleşebilir. Her ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumunda yüksek bir davranışa layık görülmez.
Yabancı bir devletin koruyup kollayacağını kabul etmek, insanlık vasıflarında yoksunluğunu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir.
Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı getirilmelerine asla izin verilmez.
Halbuki Türk’ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.
Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.”
Yüce Atatürk’ün yaklaşık bir asır önce dile getirdiği bu görüşler yerine özellikle 1980’den başlayarak günümüze kadar devam etmekte olan ve emperyalist güçlerce üretim yerine tüketim ağırlığına dayanan neoliberal ekonomik modelin uygulanması bir yönde bağımsızlığımızı tehlikeye düşürmüyor mu?
Üzerinde durulacak ana konu budur.
30 Ağustos Zafer Bayramı ulusumuza kutlu olsun.

Önceki İçerikŞahin rüzgarı esiyor
Sonraki İçerikHAYATIN AKIŞI