Tarih 25 Eylül 2003 Türkiye Ottawa sözleşmesine imza atıyor.

Bu anlaşma 1 Mart 2004’te yürürlüğe giriyor ve anlaşmaya göre;Türkiye 10 yıllık bir sürede bölgedeki  tüm mayınları temizleyip imha edecektir.

Bu projenin maliyetinin yarısı AB fonlar kalanı Türkiye tarafından karşılanacaktır.

Ermenistan sınırından Suriye’ye kadar Kıbrıs büyüklüğünde bir arazi temizlenecektir.

CHP ve MHP bu projeye şiddetle karşı çıkıyor, MHP adına Oktay Vural zehir zemberek açıklamalar yapıyor, mecliste ise Meclis başkanı Köksal Toptan’ın 3 kez milletvekillerini uyarmasına rağmen görüşmelere ara veriliyordu.

Ertesi günlerde yandaş ve Fetöcü basında “Söz konusu arazilerin altında 3 trilyon dolarlık servet yattığı, zengin petrol yataklarının bulunduğu CHP zihniyetinin Lozan’dan beri yeraltı kaynaklarının kullanılmasına karşı çıktığı” yazılıyor topluma umut aşılanıyordu.

Bir Allah’ın kuluda çıkıp “AB bizim mayınları niye temizlesin?” diye sormuyordu.

Araziler 49 yıllığına İsrail’e verilecek onlarda gelip temizleyecekti.

Dönemin Başbakanı eleştirilere “Cıva’nın rengi mi olur paranın dini dili rengi sorulur mu?” diye muhalefete soruyor ve taraflarından alkış alıyordu.

Suriye kendi tarafını temizlemişti.

Ortak baraj törenleri yapıldı.

Kardeşim dedikçe sesler eko yapıyor ve ekonomi tavan yapacak diye bekliyorduk.

CHP ve MHP AYM’ye başvurdu.

Israil şartı iptal edildi ama temizlenmesi ile ilgili bir sakınca bulunmadı.

2013 yılına geldiğimizde 1 milyon 150 bin m2’lik alan temizlenmişti.

Sonra bir anda Suriye karıştı.

Dünyada ne kadar paralı terörist var hepsi Suriye’nin üzerine çöreklendi.

Esad gitti Esed geldi.

ISID diye bir örgüt sınırımıza yakın bölgedeki Türk Şii ve Kürt nüfusa saldırmaya başladı.

Türkler arada kaynasa da Şii ve Kürtlerin katledilmesi üzerine bazı kesimler tarafından ‘Kurşunun hiç bitmesin” duaları yapıldı.

Sosyal medyada başlayan bir furya yandaş basına da manşetten giriyordu.

Öğütlemiş gibi “Kobani düşerse Türkiye düşer” manşetleri atılıyordu.

Pervin Buldan Adana meydanından iktidara seslendi “Kobani düşerse barış süreci de biter”

Apar topar plan yaptılar ve bugün terörist dedikleri grubu o konuşmadan 22 gün sonra 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında Türkiye üzerinden Urfa’da lahmacun ikramının ardından bölgeye gönderdiler.

YPG ile birlikte PKK’nın da gittiğini oda tv yazdı ama olsun du!

ISID kısa sürede bölgeden çekildi ki onun çekildiği bölgeye YPG ve PKK yerleşti.

ISID ve bölgenin yeni sahiplerinden kaçanlar da korumasız ve mayınlardan arındırılmış sınırı geçerek bize sığındı.

Bir Suriye helikopteri sınırımızdan 2 KM içeri girdiği için düşürüldü.

Daha itidalli olma çağrısı yapan muhalefete dönemin Başbakanı ‘Sınır namustur” dedi.

Peki, o mayınsız arazi de kimler var biliyor musunuz?

Akıl dolu varyasyonlar değil mi?

Akabinde

Küçük enişte Davutoğlu’nun “Emevi camisinde namaz kılma hayali Suriyelilerin Ayasofya kontejanı ile sonuçlanıyordu…

1975 yılında ABD’ye bağlı bir kuruluş başarılı 3 genci Kabil’de keşfedip götürüyorlar.

Bu gençler ABD’de ABD bursuyla okuyorlar.

En delikanlı zamanlarında dönemin Devlet Başkanı Reagan tarafından beyaz sarayda ağırlanıyorlar.

Toplantıda bulunan gençlerin isimleri mi?

Hepsi de tanıdık simalar.

Eşref Gani, para dolusu uçakla kaçan Afganistan Devlet Başkanı,

Şir Muhammed, Taliban kurucusu ve örgütün ikinci adamı yani kaçan başkanın görevi emanet ettiği adam, Zalmay Halilzad, Afganistan ve Irak’ın işgalinde ABD’ye alan açan adam, tercümanları ise Suudi Arabistan konsolosluğunda buhar olan Cemal Kaşıkçı.

Bu günlerde bizim ahalinin bir kısmı şeriata vuruyor başka bir kısmı “Taliban Atatürk gibi” diyor ya!

İşte tüm bunları bize söyleten nedir biliyor musunuz?

Gözlerimize inen birilerine ait olma duygusunun yarattığı biat körlüğü.

Önceki İçerikGeleneksel Tatlımız Aşure
Sonraki İçerikBaşkan Şahin, Çayarası’nı Ambulansa, Gökbel’i doktora kavuşturdu