Dünyanın bir beşik gibi sallandığı şu son aylarda görsel ve yazılı basında yer alan görüntüler bana ister istemez yaşadığım Gölcük depremini hatırlattı. Gene tüylerim diken, diken oldu, gözlerim doldu. “Ateş düştüğü yeri yakar” atasözümüzü bir kere daha derinden anımsadım. Bu sütunun aldığı kadarıyla yazacağım olaylar büyük felaketlerin perde arkasıdır ve Ağustos sıcağı, gece serinlik çıkmadan uyuyamazsınız, uyku mahmuru, ter içinde yatağınızda debelenirken köpeğiniz yatağın dışında ki elinizi şöyle bir yalar, gece saat bir gibidir ve bu onun adeti değildir. Kafanızı kaldırırken beraber öyle bir sallantı başlar ki “Kıyamet kopuyor” zannedersiniz. Tavana kadar olan dolaplar, duvarlarda ne varsa üstünüze yıkılır, 86’lık ananıza “köpeği al” diye bağırırken siz pantolonu bulursunuz deprem durur, don, atlet, ananız gecelikli kucağında köpek merdivenleri inerken hafif sallantılar devam eder, etraf zifir karanlıktır, arabaya nasıl bindik, Çınarcık yoluna nasıl çıktık hala hatırlamam. Yolun kenarında durduk, arabadan indik, iki üç dakika geçmeden altımız bel kıvırtması gibi (360) derece öyle bir döndü ki biz yere savruldu, araba yola fırladı. Sonradan öğrendiğimde “Depremin en yıkıcı son darbesi” böyle oluyormuş. Kalan hasarlı binaların yıkılması için, bir “füf” der gibi. Gün ışıdı, yürüyerek caddenin ucuna geldik, işte o zaman felaketin büyüklüğünü gördük, tam yıkılmış, yarı yıkılmış binaların kapattığı sokaklarda, çaresizlik içinde, feryatlar, ağlamalar ile oraya buraya koşan insanlar, yıkıntıların içinde canlarının yarısını çıkarmaya çalışanlar, bahçe, arsa boşluklarına sığınıp, büzüşüp kalanlar, yaralarını sarmak için uğraşanlar, tam bir can pazarı. Elektrik yok, su yok, telefonlar çalışmıyor(Cep dahil). Oturduğumuz bina yıkışmamıştı, her tarafı çatlaktı. Dairemizi tanıyamadık, bütün eşyalar devrilmiş birbirine girmişti. Temiz kalan yiyeceklerden, biraz üst baş alarak hemen binayı terk ettik. Üretme çiftliğinin ağaçları altında şok içinde otururken esas acı haberi aldık, depremin merkezi Yalova değil Gölcük’müş ve Gölcük, bilhassa donanma üssü yerle bir olmuş. İşte o zaman yıkıldık, çünkü küçük oğlum orada askerdi. Kırk dakikalık Yalova – Gölcük yolunu ite, kaka, bağıra, çağıra (3.5) saatte aldık. Ana yol ile deniz arası evlerin dörtte üçü yıkılmıştı, bütün sahil öyleydi. Bu sahil ki Evliya Çelebi seyehatnamesinde İzmit-Yalova arası kediler damdan, dama atlayıp gidip, gelebilirlerdi diyordu. Kenarda temiz kalmış bir sokak bulup arabayı bir evin önüne çektim, bahçeye daldım, yerde üzerleri örtülmüş, sıra, sıra ölü insanlar vardı.

Önceki İçerikGENEL BAŞKAN ARANIYOR…-Hasan İlhan
Sonraki İçerikBİRAZ DA BEN DİNLENEYİM-Mesut İlhan