Dünyanın yakın ya da uzak röntgenini tarih kitaplarından öğreniyor ve geleceğe dair de mantık yürütüyoruz.

Bir dolu medeniyet hüküm sürmüş, bir çoğu kaybolup gitmiş ve küllerinden yeni uygarlıklar ve sistemler çıkmış.

Her yenilenme bir devrimdir ve mutlaka büyük toplumsal çalkalanmalardan, savaşlardan, ekonomik sıkıntılardan ya da salgınlardan sonra olmuştur.

Bir önceki sistemi yok etmenin tek yolu, o sistemi tıkamak ve işlemez hale getirmektir.

Şuan ülkemiz de dahil tüm dünyada vahşi bir kapitalizm hüküm sürmektedir.

Buna rağmen para baronlarının iştahları bir türlü kesilmemekte, doygunlukları nihayete ermemektedir.

Kapitalizm de tüm diğer ideolojiler gibi kendisine karşı çıkacak olan kitleleri pekiştirir yanına çeker, pasifleştirir, taraftarı yapar ve herkesi sömürür.

Klasik balık ve olta mantığıdır. Bedava yeme “cıp” diye atlarsın “cup” diye yutulursun. Yönetenlerin egemenliklerini sürdürebilmeleri için yönettiklerinin röntgenini iyi çekmiş olmaları gerekir.

Yönettikleri kitlelerin kapasitesine, eğilimine ve duyarlılıklarına göre ‘ana temalar’ seçilir ve bunlar mütemadiyen halka pompalanır.

Parola şudur “Zenginin parasına, fakirin vatanına dokunmayacaksın”.

Zenginler için ceplerinde ki paranın geçtiği her ülke vatandır ama fakirin gidecek yeri olmadığı için başka bir seçeneği yoktur.

Eğer yaşadığın ülkede sen böyle bir tehlike görmediğin halde yönetenler “Ülkenin tehlikede olduğunu, dört bir yanın düşmanlarla çevrili olduğunu” dile getiriyorlarsa ‘cüzdanına ve haklarına sahi çık’ İçinden geçtiğimiz bu Pandemi döneminden sonrada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye düşünüyorum.

Tüm dünyada sistemlerin sahipleri kendi halklarının talim ve terbiye işlerini geliştirmektedir. Şu günlerde sokağa çık, şu günlerde çıkma, falan bölgeye serbest, filan bölgeye yasak provalarımız gayet güzel gidiyor. (Gerekliliğini tartışmıyorum)

Tüm insanlık olarak önümüzde iki seçenek var gibi görünüyor.

Ya globalleşme, küresel sermaye ve sınırları kalkan yeni Dünya modelinin dijital köleleri olacağız ya da ulus devlet bilinciyle ‘dünya ile barışık’ ama kendi değerlerimize ve geleneklerimize sahip çıkacağız.

Kölelik artık ayaklarında pranga ellerin kolların bağlı şekilde olmuyor, kazanılmış hakların elinden alındıkça susarsan, korkarsan kurbağa gibi yavaş yavaş pişersin.

İlk işçi ve emekçi kitlelerden başlanır, sonra yazan çizen insanlara gelir sıra onlarda susturulduğunda devrim tamamlanmıştır.

Mesela; Eskiden emekliler kalkınmadan pay alırdı, kaldırıldı.

SSK zarar ediyor gerekçesiyle emeklilik yaşı yükseltildi ve emekli maaşları saç tokası, çalı süpürgesindeki artışa endekslendi.

Emeklilikte maaş bağlama oranı %75, 70 sonra %65’e şimdilerde asgari ücret denklemiyle %35’lere düşürüldü ve kıdem tazminatlarınız da gidecek gibi.

Ne demişti ünsüz düşünür “Seni ancak senin desteğinle alt edebilirim!”