İki katlı bahçeli ahşap yapılarda büyüdük bir çoğumuz, kerpiç duvarlarının sarı samanla sıvanıp kireçlendiği toprak kokan evlerde.

Ninelerimizin eğirdiği yünlerden el örgüsü kazaklarımızı dizleri yamalı pantolonlarımızın üzerine giyerdik ve çokta mutluyduk.

Paramız çok yoktu ama bugün lüks restoranların menüsünde olan doğal gıdalarla doyardık.

Kış gecelerinde tel örgülü tavada patlatılan mısır en iyi çerezimizdi.

Aslında daha kanaatkâr daha tok gözlüydük, önümüze gelenle doyar “Bunu bulamayanlar var” sözüyle teselli bulurduk.

Hayattan çok abartılı beklentilerimiz uçuk kaçık isteklerimiz yoktu.

Nohut oda bakla sofa hayalimizle taçlandırırdık  yuva özlemlerimizi.

Şehirlerimiz bile köydü aslında, en sosyete semtin bile bir kenarı lahana  tarlasıydı.

Ağzı iyi laf yapan büyüklerimizin etrafında toparlanır onun anlattıklarını pür dikkat dinler eğlenir ve öğrenirdik.

Mahalle terbiyesi veren fakultelerimiz vardı, bu eğitimi kulağı kızarmadan bitirenimiz yoktu.

Yufka arası çökelek ile de doyardık bol yağlı kıyma ile de.

Ne denk gelirse artık…

Sonbaharla birlikte kış hazırlıkları başlar, yaz sebzeleri meyveleri bir güzel kurutulur ve bir dahaki hasata kadar yeterdi hepimize.

Sahi içimizde “Annem biraz tuz ya da iki yumurta istedi” diyerek komşu kapısını çalmayanımız var mı?

Zamanın gerisine yaptığım her yolculukta bugün peşinden koştuklarımın ne kadar yapay ve suni olduğunu anlıyorum.

Dün beğenmediklerimizin bugün özleyeni oluyoruz.

Bazen düşünüyorum da; aslında biz teknolojiye kavuşdukça mutlaka bir takım değerlerimizi de kaybettik.

Geleneklerimizi yitirmeden, değerlerimiz yerli yerindeyken bu ilerlemeden faydalanabilseydik keşke.

Şimdi geriye dönüş başladı insanlarimızda.

Lüks rezidanslardan küçük taşevlere, pizzadan gözlemeye, hızlı trenden buharlı trene, nostaljik arabalara, at binmelere, dağ yürüyüşlerine, pazen elbiselere, gramofonlara, taş plaklara, saman balyası masalara, kütük evlere, mağara pansiyonlara dönüş başladı.

Şehrin trafiğinden,insanların vefasızlığından ve duyarsızlığından kaçış başladı.

Tenekede tavuk yemek, isli demlikten çay tüketmekten kaçtık bedel ödedik, yoğrulduk ve dönüyoruz.

Bu zaman zarfında kapımızı örtmeden dışarı çıkmak gibi bir erdemi kaybettik.

Büyükler geçerken yolundan önünden geçmemek gibi bir ahlâkı yitirdik.

Hırsız çoğaldı, yolsuz çoğaldı, arsız çoğaldı, ahlak saygı- kul hakkı gibi değerleri çiğneyeler baştacı edildi.

Vatanseverler hain, hainler vatansever ilan edildi.

Ekmeğin, suyun, meyvenin  sebzenin tadı, ağzımızın tadı kaçtı.

Şehirlerimizin silüeti değişti, huyumuz değişti suyumuz değişti.

Milyonluk şehirlerde kocaman yalnızlıklar yaşanıyor şimdi.

Bir yanımız ekmek peşinde diğer yarımız servet.

Âçken yatandan haberi bile yok karnı tok gözü aç yılanın.

İmanı geçtim de inanç yok, vicdanı cüzdanından ibaret bir avuç tüccar tarafından satın alındık, kendi toprağının kölesi olmaktan kaçıp saatlik köleler olmayı seçtik.