“Yerli malı yurdun malı her Türk onu kullanmalı” diye başlardık her sene kutladığımız yerli malı haftasına.
Ülke ekonomisi; kuru üzüm, pamuk, fındık gibi ürünlerin bolluğuna paralel olarak ‘iyi’ ve ya ‘kötüydü’.
Hele bizim Tokat yöresinin üzümleri yok mu? Üzüm değil de bal küpüydü sanki.
“Divriği’de demir, Ergani’de bakır, Batmanda petrol çıkıyor öğretmenim” dediğimizde dersi geçiyorduk.
Rize’de çay, Orduda fındık, Adana’da pamuk, Kastamonu’da sarımsak, Antalya’da turunçgiller, Konya’da buğday üretirdik
Pirinç, tütün ve diğer ürünler özelliklerine göre birçok bölgede üretilirdi. Urfa’da biber, Ağrı, Hakkâri ve Van’da hayvancılık yapılırdı. Ta ki Anguslar gelene dek.
Topraklarımız verimliydi.
Hem kendimizi besler, hem de yurt dışına satardık.
Kendi otomobilimizi üretemezdik ama eziklik yaşamamak için adını değiştirirdik.
Koladan çok limonata, meyan kökü suyu ve doğal meyve sularına rağbet ederdik.
Domatesi şöyle ortadan ayırdın mı hoş kokusu parfüm gibi genzini yakardı insanın.
Kendi kumaşımızı kendi sanayimizde işler ve dokurduk.
Kendi lastiğimizi üretirdik. Karabük’te ray, Sivas’ta vagon, Eskişehir’de lokomotif, Adapazarı’nda yolcu vagonu üretirdik.
Bunlar kolay olmamıştı elbette.
Sigara kâğıdımızı üretip fabrikalarımızı kurduk.
Hepsi bu milletin vergileriyle yapılıp inşa edildi. Silah sanayimizi kurduk. Kurulan uçak fabrikalarımız kapatılmıştı ama olsun en iyi pilotlar bizden çıkıyordu.
Yavaş ama olması gerektiği ölçüde ilerliyorduk.
Sonra birileri çıktı.
Gökteki yıldızları bile vaat ederek aklımızı çaldılar.
“Ekme kardeşim, git arazi paranı devletten al.
Kapat fabrikayı hayatını yaşa.
Kömür ocaklarını kapat doğalgaz al.
Sen devletsin, utanmıyor musun abuk sabuk işler yapmaya diyerek akıl perdemizi kapattılar”.
Meyve vermeyen ağaç taşlanır diyerek ormanları parsel parsel iç ettiler.
Rüşvet yasal, hırsızlığın adı iş takipçiliği, getirisi komisyon oldu.
“Bu gerçeklerle yetişen bir nesilden ne bekliyorsun” diye sorarsanız.
Hiçbir şey.
“Satacağım” diyen, “yapacağım” diyenden daha değerliyse, aynı malı ucuza alan keriz, pahalı alan için “çalıyor ama iş te yapıyor” diye baş tacı ediliyorsa!
Hiçbir şey.
“Adı Müslüman bu ülkenin kardeşim, vergi de vermeyeceksin ibadette etmeyeceksin. Türkiye Daral Harp” diyenlere bakıyorum şimdi.
Her taşın altından bir yolsuzlukları bir pislikleri çıkıyor.
Bosna parası buhar, deprem parası kuş olup uçmuş.
Deniz fenerini konuşmak bile suç.
Bu ülke onların deyimiyle gâvurken hırsızın yüzüne tükürürlerdi.
Sıkıysa bir kadına ulu orta laf at. Oyulurdun vallahi.
Boşanmalar da azdı kadın cinayetleri de.
Dindarımız haca gittiği için saygı görürdü o devirlerde. Şimdi Pensilvanya’da yaşayanı makbul.
Eskiden bir askerin düğmesini koparanı o biçim yaparlardı. Şimdi kışlalar yolgeçen hanı. Generallere takarsan iktidar, sınırdakine çakarsan barışçı oluyorsun.
“Yerli malı yurdun malı” dedik.
Ta ki birileri malı götürene dek.
Dider Six, Dündar siz olup milyonları aldı gitti.
Sonra, Uche, Deniz oldu.
Aurelloyu, Mehmet yapmak için koskoca bakanlar kurulunu topladık!
Kendi Mehmedimize Şifo kuyruğu taktık.
Elin gâvurunki tatlı geldi. Elimizde ne varsa satıp savdık.
Eeee adamlar da enayi değil ya. Hemen başına “TURK” kelimesini eklediler.
TURK_cel. TURK_Telecom.
Şimdi; Gıdalarımız GDO ‘lu, Ülke güvenliğimiz NATO’lu, bir yanımız AB’li, diğer yanımız BOP’lu.
Zor; işimiz çok zor.
Şu Arapların kavgası bir bitse de kalanları da onlara satsak biraz nefes alacağız.
Her şey uzun dalgalı radyodan uyduya geçince değişti. Gözünü seveydim merdiven tipi televizyon anteninin, iyi çekecek diye aldılar uyduyu. Uyuttular milleti. Bir zamanlar “Feza çağına giriyoruz” dedikleri bu olmalı. Uydumuzun sonu bile SAT ile bitiyor.
-TURK_SAT-

Önceki İçerikMERİTOKRASİ KAVRAMI VE ÖNEMİ
Sonraki İçerikARASATTA KALDIK