Terör örgütü PKK Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde  ilk silahlı saldırılarısını gerçekleştirdiğinde  tarihler 15 Ağustos 1984  saatler 21.30’u gösteriyordu.

O saldırının üzerinden tam 37 yıl geçti ve ülke olarak hala bu örgütle mücadele ediyoruz.

40 binden fazla insanımızı kaybettik, sivil asker birçok ocağa ateş düştü ama o ateşin körüğü hiç durmadı.

Dünyadaki  hiçbir terör örgütü dış destek bulmadan bu kadar uzun süre ayakta kalamaz.

PKK bölgenin hassasiyetine ve siyasi gelişmelere göre  (İsrail, Suriye, İran, Suudi Arabistan, Ermenistan ve Rusya) tarafından bir şekilde desteklendi.

ABD ve AB ise bu desteği hala açık açık devam ettirmektedir.

Türkiye PKK ile mücadalede hemen her yolu denedi, Barış Süreci adıyla yürütülen ve birçok kesimden  aldığı büyük tepkilere rağmen sürdürülen Habur, Oslo ve büyük Diyarbakır mitingi , İmralı devlet görüşmeleri bile bu örgütün provokasyonları ile bitti.

Bir tarafta barış görüşmeleri ile silahların bırakılacağı beklentisi içinde olan siyasî otorite diğer tarafta şehirlerin altına tüneller kazarak gerilla savaşına hazırlanan iki yüzlü bir örgüt.

O barış görüşmelerinin  PKK ile değilde onların arkalarında ki güçlerle yapılması daha mı mantıklı olurdu diye düşünüyorum.

PKK’nın bitmesi ve  bölgede barışın hakim olması, kendi içindeki sorunları çözmüş bir Türkiye, kimlerin işine gelir?

Çoğu  zaman insan hakları adına ‘ezilen azınlıklar ve özgürlük mücadelesi’ gibi entelektüel çıkışların hedefine konularak yıpratılan ve ileri gitmesi engellenen bir  ülke onların daha çok işine yarar.

Türkiye terörle  37 yıllık mücadeleye 1 buçuk trilyon dolar harcamış, şuan ki dış borcumuzun tam üç katı.

Keşke o bir buçuk trilyon dolar bölgenin kalkınması için harcanabilseydi.

PKK’yı besleyen ana kaynak bölgedeki ekonomik koşulların batıya göre daha kötü olmasıdır.

Yine bölgede hala büyük bir feodal yapının sürdürülüyor olması, zaman zaman PKK’ya karşılar diye bu feodalitenin devlet tarafından beslenmesi, uzun yıllar ana dilleri ile konuşmalarına izin verilmemesi, ‘en iyi Kürt ölü Kürt’tür’ diyen ‘sözde vatanseverlik’  ve dozu kaçırılan orantısız devlet baskısı gibi birçok sebep sayabiliriz.

Dağa çıkarılan, dağa çıkmaya gönüllü olan insanları buna hangi sebeplerin hazırladığını iyi analiz etmek  gerekiyor.

Batıda yaşayan bir Kürt genci dağa çıkmazken  doğuda kalanlar  neden çıkıyor, neden illegal yolları tercih ediyorlar?

GARA faciası göstermiştir ki PKK Terör örgütü ülkemizle asla barışmayacaktır.

Bizlere düşen görev ise o örgütün kaşıdığı mikro milliyetçilik tuzağına düşmemektir.

Aynı ülkenin eşit yurttaşları olarak ayrımcılık yapmadan, etnisite uzerinden değil eşit yurttaşlık ilkesinden yürümemiz nimeti ve külfeti eşit paylaşmamız, siyasî rant uğruna kullanılan ayrıştırıcı dilden kaçınmamız gerekiyor.

Terörle mücadalede sapla samanı ayırmak, yapılacak operasyonları Gara faciasında olduğu gibi davul çalarak, günler öncesinden sosyal medyada ve televizyonlarda müjde başlıklarıyla duyurarak yapmamak gerekiyor.

Gara’da alçakça katledilen şehitlerimize Allah’tan rahmet  ailelerine sabır diliyorum…