Yunanistan, Bulgaristan, Suriye, Irak, İran, Nahçıvan, Ermenistan, Gürcistan ‘Bu ülkeler bizim sınır komşularımızdır’

    Yunanistan’la ilişkilerimiz; Başta Kıbrıs meselesi olmak üzere birçok konuda sorunumuz oldu.

    Ege adaları, kıta sahanlığı gibi meselelerin hiç birisini halledemedik. Özellikle Bizans hayallerine aradan geçen yüz yıllara rağmen hala bir nokta koymadı.

   Özellikle 1970’li yıllarda Türkiye’den giden gençleri Lavrion kampında eğitip ülkemiz aleyhine faaliyette bulunmaları için eğitim finanse ettiler.

   Bulgaristan, Belene kampı vahşeti su yüzüne çıkınca aramızdaki ilişkiler bir anda gerildi. Zaten 1960’lı yıllardan başlayarak sürdürdükleri Türkiye aleyhtarı propagandaları hepimiz tarafından bilinmektedir.  Sofya radyosundan yapılan Türkçe yayınlarla o dönemin sevilen sanatçılarının müzikleri dinletilerek ilgi çekilir, müzik aralarında “Komünist rejimin erdemlerinden bahsedilirdi”.

  Suriye, yüz yıllarca Osmanlı toprağı olarak kalmış et ve tırnak gibi olmuşuz. Ancak özellikle Arabistanlı Lawrence tarafından başlatılan anti propaganda amacına ulaşmış ve bir anda düşman olmuşuz. Uzun süre PKK ve Apo’ya verdiği destekle ülkemizin çok büyük yaralar almasına neden olmuştur.

    Irak, Özellikle Saddam döneminde devrin Başbakanı Yıldırım Akbulut’u sarayında tehdit edecek kadar küstahlaşmıştır. Sınır güvenliğini sağlamayarak Kürt, Türk çatışmasını körüklemiş ve bir taşla iki kuş vurmuştur.

    İran, Osmanlı ne zaman batıya bir sefere çıksa önce İran’ın direncini kırıp öyle savaşa girerdi.

    İran yüzyıllar boyu rejimini ihraç etmeye çalışmış, bu gün bile Dünya’nın yarısını karşısına almış bir ülke.

Nahçıvan’da son dönemdeki gelişmeler, özellikle Şerur ve Babek başta olmak üzere İran ve Ermenistan kaynaklı Ermeni-Kürt unsurlar ve doğrudan ilişkili ticari menfaat, mevcut durumun önemli ve tehlikeli “Üçlü sacayağı”nı oluşturuyor. Nahçıvan Şehir Kütüphanesi’ne yaptırılan Atatürk köşesi, Nahçıvan Ali Meclis Başkan Yardımcısı Zahid Ezimov’un talimatı ile kaldırılıyor.

    Ermenistan, Aslında yüzyıllarca birlikte yaşadığımız kültürümüzün ve geleneklerimizin en çok örtüştüğü bir millet. Yine birinci Dünya savaşı öncesinde ve sonrasında yapılan provokasyonlar neticesinde iki toplumda tarihlerindeki en büyük acıları çekmişlerdir. Şu an içinde olduğumuz durumu anlatmaya gerek bile görmüyorum.

Gürcistan, Hala kimlik arayışında olan bir ülke.

 İç karışıklıklarını çözememiş, yaşadığı ekonomik sıkıntılardan dolayı dış politikasını şekillendirememiş bir ülke. Ancak, Gürcistan’la Osmanlı döneminden kalan tarihi bağlarımızın olduğunu ve hatta o devirlerde alınan Göçmen Gürcülerle asırlardır iç içe yaşıyor olmamızda bunun göstergesidir.

Bunlardan bahsetme sebebime gelince: Etrafı ateş çemberiyle sarılmış bir ülkenin sadece iki seçeneği var. Ya o ateşi barış suyuyla söndürecek ve dostluk köprülerini kurup her alanda işbirliği yapacak, iyi komşu olacak.

Ya da askeri gücüyle ekonomik gücüyle her zaman korkulan ve saygı duyulan bir ülke olacak. Ama en geçerli yol” barışmaktır” zira komşularımız da bizde aynı ülkenin silahlarını kullanıyoruz. Sen kavga et mermi benden mantığı.

  Barışmalıyız artık, toplumumuzla komşularımızla, kendi zenginliklerimizle barışıp kucaklaşmalıyız.” Hatibin lafı, açıkgözün safı sevdiği” yılları geride bırakmalıyız. Mutlu haftalar diliyorum

Önceki İçerikMAHMUTLAR’DAKİ BİNALARDA KAT MALİKLERİNCE YAPILACAK TADİLATLAR- Ender Karaca
Sonraki İçerikFAŞİZM İLE Mİ YOKSA KOMÜNİZM İLE Mİ YÖNETİLİYORUZ?-Mesut İlhan