Geçen hafta belediyenin arkasındaki arazi için belediyenin bir planı “var mı, yok mu” sormak için Mahmutlar Belediyesine girdim. Bahçesinden binasına kadar, belediyenin her yerinde Alaattin Çakır’ın emeğinin, alın terinin izlerini görüp, Çakır’ın seçimleri kaybetmiş olmasına gerçekten üzüldüm. Bir dönem daha başkanlık yapabilseydi sanıyorum bambaşka bir Mahmutlar inşa edecekti.
Neyse konu bu değil! Belediye hizmet binasının son katında bulunan basın bürosuna varıncaya kadar, merdivenleri korka korka çıktım. Valla tapam üç buçuk attı. Merdivende çık çık bitmiyor hani… Merdiveni tırmanırken bir yandan da, gazetecilere dayak atma geleneğinin milli spor olduğu bir ülkede, neden merdivenleri bu kadar uzun yaparlar diye düşündüm. Ali Çelik’i eleştiren iki yazı yazdık. Şimdi yetişip ümüğüme çökerse, ne halt yerim…  Neyse ayıyla boğuştuktan sonra, dili sarkan kangal gibi dilim yarı dışarda basın bürosuna nefes nefese girip, kapıyı arkamdan gelen olmasın diye hızla kapadım. Ter temiz klimalı bir odada genç bir bayan ve yakışıklı bir beyefendi.  Sordum “Ya ben şu bizim gazetenin iki haftadan beri gündemde tuttuğu arazinin, daha verimli bir şekilde değerlendirilmesi için acaba belediyenin bir planı var mı?”  Bana  ‘bu konuyla ilgili kendilerinin bir bilgilerinin olmadığını, direk başkana sormam gerektiğini’ söylediler. Başkanın da gözüne görünmeye cesaret edemediğim için, aynı düşünce ve korkuları yaşayarak o üç kat merdiveni inip belediyeden ayrıldım.
Motorumla Alanya’ya dönerken Edebali’nin Osman Gaziye öğüdünü düşündüm. Ne diyordu Edebali Osman Gazi’ye: “Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.” İşte 24 milyon kilometre kare bir arazide, 600 sene hüküm sürecek olan Osmanlı’nın ilk hükümdarına, ulu çınarlar gibi heyula bir şahsiyet böyle nasihat ediyordu.  Düşünün,  diz kırmış bir sultana nasihat edecek kadar kendisini saydıran bir kanaat önderi ve nasihate boyun bükecek kadar alçak gönüllü bir sultan… Ya şimdi bırakın nasihati falan hani uyduruktan bir makama gelmiş birine “kaşın üstünde güzün var “ desen dayak yersin.
Sözü getirip noktayı koyacağım yer o ki Sayın Ali Çelik Abi, sen beysin! Bundan sonra öfke bize uysallık sana! Suçlamak bize; katlanmak sana!.. Osman Gazi katlanmış sen de katlanacaksın. Bey olmanın raconu da bu. Ben demiyorum Şeyh Edebali diyor. Hakkında yazdığımız yazılarda seni eleştirdiğimiz için bize kızmayasın. “Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana..”   “Çalışmadığını”, “usulsüz işler yaptığını” iddia ediyoruz. Bunları söylüyoruz ama bu söylediklerimiz, şahsına şahsiyetine husumetimizden değil.  Birinci neden: Bu bizim işimiz. İkinci neden: Söylediklerimizi Mahmutlar’da yaşayan birçok kişiden duyuyoruz. Sayın Çelik senin oturduğun bey postunda şayet ben otursaydım elbette senin, şu benim kabarık sabıka kayıtlarımı teşhir edip, eleştirme hakkın olurdu. Başkan olan, bey olan sensin… Bu yazıyı niye getirip bu duvara dayadığımı soracak olursan, hani kaza ara yolda belde karşılaşırsak, ümüğüme çökmeyesin diye yazıyorum.

Önceki İçerikMAHMUTLAR’DA YEREL YÖNETİMİN GÖREV VE SORUMLULUĞU
Sonraki İçerikÇELİK ve ÇAKIR