Evimin yolunda köşeyi dönerken karşılıklı 2 restoran var. Her iki restoranda da Avrupalı müşteriler akşam yemeklerini yerler.

Sabah kalkıp caddeye çıktığımda kendi insanlarımıza “Günaydın” demeye çekiniyorum.

Herkesin yüzünde gergin, dalgın ve umutsuz bir  resim var.

Zengini fakiri hemen herkeste bir gelecek kaygısı hakim.

Zaten gülmeyi hafiflik öğretisi bilen insanlarımız için bu dönem ilaç gibi geldi tabiri caizse.

Bizim temel öğretimiz hep korku ve mutsuzluk üzerine kuruludur.

Erkek adam gülmez, acı çekmek insanı olgunlaştırır, ezilecek ki elindekinin kıymetini bilsin, kanaatkar ol ve elindekiyle yetin çünkü onu bulamayanlar var tembihi ile ‘verilene razı ol’ baskısı ve benzeri telkinlerle yetiştirildik.

Özgürlük anlayışımız bizim arzu ettiğimiz değil bize çizilen dairenin çapı kadardır.

Ta çocuklukta cinlerle, perilerle, yerler mühürlendi diye karanlıkla korktutulduk.

Yaramazlık yaparsan seni Kurt yer diye hayvanların ne kadar korkunç yaratıklar olduğu işlendi bilinçaltımıza.

Sesini biraz fazla çıkaran asker ve polis amcaya verilmekle tehdit edildi.

Hep bir baskı ve korku düzeniyle sağlandı düzen.

Bu öğretiler hala çocuk yetiştirmede en etkin müfredat.

Sonuçta; hakkı yenilse bile ses çıkaramayan, kendini ifade edecek özgüveni olmayan, içine kapanık, melankoli ve gerçekçilik arasında sıkışmış, yönetenini seçip kutsayan bir anlamda yaptığı heykele tapan yapı bu yapının hakimleri tarafından inşa edilmiş oldu.

Köşeyi dönerken her iki restoranı da tıklım tıklım dolu görüyorum.

Masalarında önü yiyecek ve içecek dolu aileler, mutlu anne babalar, çocuklar ve havada uçuşan kahkahalar.

Sonra oradan geçerken imrenerek ve kıskanarak bakan yerli ve milli insanlar.

Yüzlerinde acı bir hüzün , dalgın ve anlamsız bakışlar.

Aramızdaki fark ekonomiden değil, tamamen kültür ve yetişme tarzıyla oluşmuş kocaman bir uçurumdan kaynaklanıyor.

Onlar haklarını biliyor, sorguluyor, boş sözlerle değil kendi yaşam standartlarıyla sorguluyor yöneticilerini. Bizler ise seçip yanılmış olma fikrinin altında kalmamak için inatla savunuyor ve acı çekiyoruz.

Bu ülkede değişmeyen tek gerçek, iktidar olanın icraatıyla değil bir önceki yönetimi yererek koltukta kalma anlayışıdır.

Sene 2021 olmuş biz hala 100 yıl önceki padişahı yeni kurulan devletin kurucularını ve bir önce ki iktidarların hatalarıyla günü kurtarıyoruz ve bu halkta bunu yiyor.

Köşede iki restoran var, tamamı Avrupalı emekliyle dolu ve  etin en güzelini yiyorlar.

Dışarıdan gelenin umduğunu, içeridekilerin de birbirlerini yediği bir ülke olduk.

O zaman yiyin efendiler yiyin…

Önceki İçerikKilo Vermeyi Kolaylaştıran İpuçları
Sonraki İçerik7. ULUSLARARASI ALANYA ORYANTİRİNG FESTİVALİ SONA ERDİ