Özellikle 1980’li yıllardan başlamak kaydı ile bacasız sanayi olarak nitelendirdiğimiz turizm sektöründe büyük gelişmeler yaşanmaktadır.
Bu gelişmeler yaşanırken de birde madalyonun öbür yüzüne bakmamız gerekir.
Öbür yüzünün başında tanrının bize bahşettiği o güzelim doğayı talan ederek yerlerine oteller, siteler ve günün moda deyimi ile residancelerin yapılması gelmektedir.
Bu ne demektir?
Bu o yörenin betonlaşması demektir. Örnek olarak Mahmutlar beldesini gösterebiliriz.
Özellikle 2004 yılından başlamak kaydıyla bu kadar çarpık bir kentleşme modeline herhalde az rastlanır.
İç içe geçmek kaydıyla bir tarafda 12 katlı residanceler , hemen yanında 5 katlı binalar.
Bu durum Mahmutlar’ın turizm yönünden gelişmesini de engellemektedir.
Çünkü, 5 km ‘lik  sahil şeridini baz alarak konu hakkında bir analiz yaparsak;
Daha önce imar planlarında yer alan binalar 5 katlı olarak düzenlenmiş olmasına karşı , zaman içinde bu planlarda değişikliklere gidilmiş ve 5 katlı binaların yerine 12 katlı residanceler almış.
Olumsuz yönde görülen bu durumu bir benzetme ile açıklarsak;
Bir minibüse 10 kişi yerine 30 kişi binerse ve binen kişiler bu durumdan büyük sıkıntı duyarsa , aynı şekilde örneğin 20 bin kişiye göre hazırlanan Mahmutlar kentine ait yerleşim planını bu kez 50 bin kişiye çıkarttığımız takdirde aynen minibüsde yaşanan durum  ortaya çıkar.
Daha doğrusu yaşanan sıkıntılar giderek büyür ve işin içinden çıkılmaz  bir hale gelir.
Bu durum turizmide olumsuz yönde etkiler.
Gerek yerli gerekse yabancı turistler herhangi bir turizm kentine geldikleri zaman o yörede iç içe  geçmek kaydıyla arz ve talebe  göre yapılmayan betonlaşmış binalarda oturmak istemezler.
Biz burada Mahmutlarda gereksiz olarak yapılan yada yapılmakta olan ve rant koşullarına dayalı çok katlı “ucube” binalardan bahsettik.
Bu durum Mahmutları turizm kentinden hızlı uzaklaştırmaktadır.
Burada  kazananlar inşaat sektörü ve otelciler, kaybedenler ise katledilen o güzelim doğa ile birlikte buraya gelip yerleşen yerli ve yabancı kişilerdir.
Bunun yanında bir yönde turizm gelişmesine önemli bir ölçüde baltalayan “her şey dahil “sistemini ele alırsak.
Bu sistemin temel özelliği gereksiz olarak yapılan devasa otellerin sırf müşteri bulabilmek için  en az karla en fazla müşteri çekebilmesidir.
Toplama kamplarına benzer bir şekilde doldur boşalt , yöntemine göre çalışan her şey dahil sisteminde, gelen kişilerin çok az bir ücretle örneğin; bir hafta tatil yapmalrını Türk  turizmi bir yönde hak etmiyor .
Buraya gelen turistler gitsinler bakalım İtalya’ya ya da İspanya’ya ne kadar ücret ödeyecekler? O zaman anlarlar.
Biz burada turizmde yaşanan sorunlardan birkaçını ele aldık.
Esasında bizim gibi ülkelerde  turizmin gelişmesi bir plan ve bir program dahilinde  olur.
Her önüne gelen gördüğü her yeşil alana bir otel yaparsa , Türk turizmide böyle ucuza gider.
Unutmayalım turizm uğruna kaybedilen doğal güzellikler de bir daha geri gelmez.

Önceki İçerik9. yaşımızda sizinle daha güçlüyüz
Sonraki İçerikBİR ARAP ATASÖZÜ: KUŞ KUŞLA AVLANIR