Mecliste Siyasi Partilerin yapmış olduğu grup toplantıları dört gözle beklenir oldu…
İktidarı, Muhalefetiyle…
Geçtiğimiz hafta emeklilere yapılacak olan zam oranlarının açıklanması vesilesi ile Başbakan bir anlamda yaklaşık 7 milyon’u Televizyonların başına topladı…
Neredeyse bu kadar insanı toplama becerisini göstererek büyük bir mitingi de yapmış oldu…
Başarılı oldu ya da olamadı onu önümüzdeki günlerde hep beraber görmüş de olacağız.
Zamlara gelince…
70’li yıllarda yoklukların görüldüğü o günleri ben tam olarak hatırlamam.
Hatta köşe bucak depolarda stok yapılıp saklanan gıda ve yakıtların zamanı gelince gün yüzüne çıkartılıp fahiş fiyatlarla satıldığını duyardık…
80’lerden sonra ise, Özal dönemini “zam dönemi” olarak hiç unutmadık…
Enflasyon canavarı her dönem kâbus olarak başımızdan hiç eksik olmadı…
Mevcut iktidarı da 10 yıllık dönem içerisine aldığımız vakit kıyaslama yapmak gerek bu durumda…
30 yıllık dönem içerisinde 70’li yıllar kardeşin kardeşi vurup kırdığı, yokluk ve ülke gelirinin olmadığı yani, ülkede gelecek adına hiçbir şeyin konuşulamadığı bir dönem…
Bu dönemden çıkarken 80’li yıllar bir taraftan Ülkenin gelişmesi anlamında büyük adımlar atıldı. Durum böyle iken olmayan finansman yükünün vebalini de yapılan zamlar karşısında halkımız bedel olarak ödedi.
Gelişmekte olan ülkelerin halk tarafından bu veballeri ödemeleri devam eder çünkü devlet sosyal anlamda yapmak istediklerini tam kapasite yapma ve icraata dönüşümü noktasında bazı sıkıntılarını aşmakta zorlanırlar.
Hele ülkenin kronikleşmiş sorunlarına çözüm bulunamayana dek de sürecek gibi görünüyor.
Anayasamızda da belirtildiği gibi devlet, ülkede yaşayan vatandaşlarının daha yüksek seviyede refah ve mutluluğunu, sosyal haklarının karşılanması anlamında sorumlulukları vardır.
Ülkemizin esas sorunu işsizliktir…
İşsizlik sorununu çözmek için de kangren olmuş ve kemikleşmiş gizli sorunların çözülmesi, tüketim toplumundan üretim toplumuna geçilmesi gerekli…
Bu durum öyle birkaç yılda kolay çözülür bir sorun değil elbette…
İşsiz bir vatandaşın bir işe başvurusunda “Ben her işi yaparım” mantığı ile hiç olmaz…
Hangi İktidar istemezdi ki yapılan zamları yapmamayı…
Hangi İktidar istemezdi ki çalışanıyla, emeklisiyle bütün kesimlere istenilen oranda zamlar yapsın…
Kim isterdi ki Tekel işçilerinin kış soğuklarında grev yapmalarını…
Grev ve gösteri yapmak Demokratik bir haktır…
Ne güzel…
Ankara ve İstanbul’da İtfaiyeciler, Tekel işçileri, Eczacılar gösteri yaparak haklarını aramaya çalışıyorlar…
Hakkını aramayanın haksız durumuna düştüğü memleketimizde bu hakların kullanılması gayet doğal ve mantıklı görülmelidir.
Kabul etmemiz gereken esas konu elbette Gelir dağılımındaki adaletsizlikte yatmaktadır.
Gerekli ve Bilinçli girişimlerin bu dağılım adaletsizliğine katkı sağlayacağı gerçektir.
Yapılan zamların vergi gelirlerini arttırma amaçlı yapıldığı düşünüldüğünde kolaya kaçma yöntemi kullanılmıştır.
Esas sorunun kayıt dışı ekonomiyi kontrol altına alma yöntemi ile çözümlenmesi gereklidir.
Bunun ötesinde bizim ülkemizde iktidarıyla, muhalefetiyle eksik görünen bir kavram var…
Bir taraf simit hesabı, öbür taraf Pazar filesinde en pahalı görünen pirinç hesabı yapıyor…
Kısacası her iki tarafta oy hesabı yapıyor…
Eksik olan bir şey var değil mi?
???
Samimiyet…
Nereye sakladınız onu?
Nerde Samimiyet…
Sevgiyle Kalın.

soutthours

Önceki İçerikKAHT-I RİCAL-Ender Karaca
Sonraki İçerikKISA’NIN GÜCÜ İŞÇİLERE Mİ YETİYOR?