Devlet organizasyonunu ayakta tutan en temel dayanak adalettir. Adaleti sağlarken adil olan devletlerde bireylerin devletle olan bağı çok daha güçlüdür.

Devlet organizasyonunu yönetenlerin en önemli görevlerinin başında ise halk ve devlet köprüsünü sınıf, ırķ, din ve dil ayrımı gözetmeksizin sağlamaktır.

Devlet organizasyonun tüm gelir kaynakları, içinde yaşayan halkın emeğiyle oluşur. Yöneticilerin görevi ise bu geliri yine halkın yararına, eşit ve hakkaniyetli bir şekilde kullanmaktır.

Halktan toplanan gelirlerle kendilerine, yakınlarına yol açamaya da yolsuzluk denir. Yolsuzluk yapanların yolsuzluğu sorgulanmaz, hesap sorulmazsa adalet duygusu zedelenir ve siyaset kurumuna güven azalır.

Yolsuzlukların sorgulanmadığını bilen bürokratlarda bu pastadan pay almaya alışırsa, o devlet enflasyondan, gelir adaletsizliğinden, işsizlik batağından ve ahlaki çöküntüden kurtulamaz ve batar.

Şükür ki bizde bu tip sıkıntılar yaşanmıyor. Devleti yöneten iktidarların denetçileri muhalefettir. Muhalefeti susturmaya yönelik her eylemin altında ise yukarıdaki sebepler yatar.

Muhalefet dışında demokrasinin en önemli itici gücü sivil toplum kuruluşları ve örgütlü meslek gruplarıdır, sendikalardır.

Birbiriyle kenetlenen ve haksızlığa uğradığında topluca direnenlerin gücü karşısında hiç kimse duramaz.

Örneğin, elektrikte kayıp kaçağı önlemek yerine vatandaşa yükleyen zihniyete karşı tüm aboneler birleşip faturalarını ödemese ne olur?

100 bin liralık aracı 250 bin liraya almasak, dirensek. 7 liralık mazotla ürettiğimiz buğdayı 1 Liraya vermesek.

%30-40 enflasyona karşılık lutfedilen %6 maaş zammına karşı hem üretmeme hem tüketmeme gücümüzü kullansak.

Yakılan ormanlara yapılan otellerde tatil yapmasak, konutları almasak.

Mesela doğayı doluya karşı arabamızı koruduğumuz gibi korusak.

Bir kurumda yolsuzluk olduğunda hep birlikte protesto etsek, yolsuzluk yapanı dışlayıp adam yerine koymasak.

Seçim vaadlerini unutan siyasetçilere yumurta atsak. Seçtiklerimizin karşısında el-pençe-divan durmasak, hesap sorsak.

Demokratik haklarımızın farkında olsak, onun bizim ekmeğimiz olduğunu bilerek korusak. Daha güzel olmaz mı?