Bilindiği üzere bir siyasetçinin siyaset yaparken en büyük özelliğinin başında o topluma hitap ederken ikna gücünün o siyasetçide var olmasına;
Bunun yanında o siyasetçinin o toplumu ikna etmeden önce yine o toplumun bazı özelliklerinin o siyasetçi tarafından bilinmesi gerekir.
Örneğin; o toplumun;
-Dinsel ögelere sıkı bir şekilde bağlı kalarak yaşanan olayları genelde neden-sonuç ilişkisi kurmadan hep dinsel açıdan yorumluyorlarsa,
-İşsizlik ve nüfus yoğunluğunun fazla ancak, gelir dağılımının son derece bozuk olduğu biliniyorsa, bu kez o siyasetçi bu koşullara göre hareket ettiğini söyleyebilir.
Örnek olarak yapılan son anayasa değişikliklerine ait referandumu ele alırsak;
Özellikle siyasi parti liderleri yaptıkları propaganda konuşmalarında yapılan bu anayasa değişikliklerini o toplumun özelliklerine göre ayrıntılı bir şekilde anlatacakları yerde
 “Yok sen onu dedin, yok ben bunu dedim” şeklinde gereksiz konuşmalar yaparak toplumun dikkatlerini başka yönlere doğru çekmişlerdir.
Esasında yapılan bu anayasa değişikliklerinde yer alan ve kuvvetler ayrılığı prensibine aykırı bir şekilde düzenlenerek kabul edilen gerek Anayasa Mahkemesi ile HSYK’nun genel yapısının neden değiştirilmek istendiğinin parti liderlerince ayrıntılı bir şekilde topluma anlatılmamıştır.
Bunun yanında gerekli konularla toplum meşgul edilerek dikkatlerin;
-12 Eylül 1980
-27 Mayıs 1960 yıllarında yapılan askeri darbelere doğru çekildiği görülmüştür.
Örneğin; 1982 Anayasa’ sının yürürlükten kaldırılan geçici 15. maddesi hukuken zaman aşımına uğradığını hukukçular söylemesine karşı bu konu üzerinde siyasetçilerin neden durduklarını anlamak olası değildir.
27 Mayıs 1960 askeri darbesinde idam edilen merhum Adnan Menderes’ in de durumunu ele alırsak;
Şimdi demokrasi şehidi olarak tanımlanan Adnan Menderes o zamanki koşullarda “Astığı astık, kestiği kestik.” bir başbakandı.
Neden mi? Çünkü her zaman kendini üstün bir kişi olarak görürdü.
Hatta TBMM’nde tek adam kimliğindeydi.
Yeri geldiği zaman da; “Ben odunu bile aday göstersem mebus seçilirdi.” derdi.
Ya da, “Siz isterseniz hilafeti bile geri getirirsiniz.” sözleriyle de tarihte yerini alan bir siyasetçiydi.
O zamanı yaşayanlar bilirler. Meclisteki muhalefet ile basını susturmak için “Tahkikat Komisyonu” bile kurdurmuştu.
Esasında Adnan Menderes toprak ağasıydı. Ve hiçbir zaman toprak reformunun yapılmasını istemedi.
Demokrasi’ yi tek başına iktidara gelmek olarak gördü ve 27 Mayıs 1960’ a kadar öyle kaldı.
Bu örnekleri neden dile getirdik? Çünkü demokrasi kültürünün henüz oluşmadığı ülkemizde siyasete soyunan kişilerin de demokrasi tarihimizi çok iyi bilmeleri ve kendilerini ona göre siyasete hazırlaması gerekir kanısındayız.

Önceki İçerikYABANCILARIN UCUZ TÜRKİYE TAKINTISI-Rıfat Kıymaz
Sonraki İçerikÜLKÜCÜ DEMOKRAT ÇİLEKEŞ’TEN,DEVRİM GİBİ KARAR