Halk müziğimize,  sanat müziğimize sıkça malzeme olur Leyla ile Mecnun.

Bir şaire ‘çöl’ desen ‘Mecnun’ cavabını alırsın.

Bu dramatik aşk bir Arap efsanesine dayanmaktadır. Bu efsanede şiirler söyleyen Kays ibni Mülevvah adlı bir şairle Leyli adlı bir Arap kızın arasında geçen ve sonu ayrılıkla biten bir aşk hikayesi anlatılmaktadır.

İlk okuduğumda gözlerim dolmuştu, o dönemler hayata daha sürrealist bakardım, nasıl yüreğime işlemiştiki sevginin şiddetini Mecnun’la ölçerdim.

Rihter nasıl deprem ölçerse, Mecnun’da aşk ölçerdi.

Bir söz duymuştum “Dünyada Persler kadar hikaye yazan, Araplar kadar buna inanan ve Türkler kadar bunu yaşayan başka bir millet daha yoktur” diye.

Tabiki Ferhat ile Şirin’i gözardı edemeyiz zira yazarı Azerbaycan Türklerindendir.

Daha yerli ve milli.

Aşkın ya da sevmenin yerlisi ve milisi olmaz bu gönül işidir diyorsanız,  Romeo ve Juliet’ide anmadan geçmeyelim.

Hele yüzü ileri derecede deforme olmuş bir müzik dâhisini ve olağanüstü yetenekli  Christine’nin saplantılı aşkını görmezden gelebilir miyiz.

Al sana operada hayalet, buram buram Fransız ve İngiliz kokan bir tutku kasırgası.

Tutku demişken, biz Asya hatta Ortadoğu kültürüyle harmanlanmış insanlar olarak hayatı gülerek değil de, ağlayarak ve hüzünle ve kederle yaşadığımız sürece daha mutluyuz aslında.

Acı çektikçe pişen, yoğrulan, yorulan ve yoruldukça yücelen bir kişilik tanımı.

Verilen dilaltı mesajını anlayamasamda,

İki sevgilinin sarmaş dolaş “Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim” şarkısıyla düetlerine çok şahit oldum.

Duygusal bir milletiz. Acı çekmeyi o acıdan beslenerek daha üretken olmayı seçmişiz.

Gülen bir insana tepki gösterir ağlayan bir insanın dizinin dibine oturur derdine çare ararız.

Bir de hem Gülen olup ağlaya ağlaya anamızı ağlatan köftehorlar var.

Çiğ köfte kültürü bizim yaşam tarzımızı özetler nitelikte, hem yerken hem çıkarırken yakar ama olsun, keyifli.

Ağlayan insanlara daha çok itibar ederiz.

Duygu sömürüsünün sınırları var mı, adam gerçekten ağlıyor mu mesela kütük gerçekten ağlamış mı, Arınç’ın gözyaşları ne manaya gelir?

Sormayız.

Gözyaşı kadar kutsal ne olur ki değil mi?

Birde seçtiklerinden şikayet edip, seçimlerinden pişmanlık duyup ağlayanlar var ki, aynı firsatı tekrar tanıdığında yine aynı şeyleri yaparlar.

Aslında çok kafa yormamak lazım, bizleri güldürene şebek, ağlatana elbebek gülbebek.

Ne yapalım duygularıyla yaşayıp mantığıyla ağlayan bir dokuya hakim coğrafyadayız neticede biz seçmedik ki…