Cumhuriyetimizin ilk 79 yılında yabancılara satılan toprak miktarı 11 milyon m2 olarak istatistiklere geçmiştir.

2003-2012 yılları arasında satılan toprak 137 milyon 192 bin 240 m2 olarak tespit edilmiştir. 2012 yılından sonra yapılan toprak satışları ise açıklanmamaktadır.

300 milyon m2’yi geçtiği tahmin edilmektedir.

Bu satışlar kullanım hakkı olarak değil, kök tapu olarak gerçekleşen satışlardır.

Hani “Canım sırtına alıp götürecek değil ya” diye savunuyorlar ya.

Sırtımızda hep kambur olacak ve uluslararası güvenceye sahip oldukları için de ancak parasını vermek suretiyle geri alınabilecek.

“Alsınlar, bundan ne çıkar” diyenlere Filistin örneği yeterli “Israil” Bir ülke düşünün ki, Karadeniz bölgesini Araplara, İstanbul’un marka ilçelerini Katarlılara, İngilizlere ve Kanadalılara. Akdeniz bölgesini önüne gelene, Anadolu’yu parayı verene pazarlıyor ve vatan toprağını satarak, ekonomisini bataktan çıkarmaya çalışıyor.

Bir ülke düşününün ki, yerli ve milli tüm zenginliklerini çok uluslu şirketlere pazarlayarak kalkınacağını zannediyor.

Bir ülke düşünün ki “Sen fabrikalarını kapat, ben üretir sana satarım” diyen simsarlara bel bağlıyor.

Bir ülke düşününki silah fabrikasını ulus bile olamamış bir kabileye kaptırıyor.

Bir ülke düşünün ki, üretmeden sadece vergiyle kalkınıyor.

Bir ülke düşünün ki, trafik cezalarının bütçedeki karşılığı, üretiminden fazla.

Bir ülke düşünün ki, kendi öz yurdunun insanları açken, sırf yanlış politikalarından dolayı ülkenin başına bela ettikleri göçmenler yüzünden ekonomisi yerlerde sürünüyor.

50 milyona silah fabrikasını satıp 50 milyar doları Suriyelilere harcayan bir ülke ve buna ses çıkarmayan bir millet.

Sokaklarında Türkçe tabela kalmayan kentler, adres sormak için Türk bulmanın zorlaştığı Adana, Mersin, Gaziantep ve Hatay… Hata üstüne hata yapan millet.

Sanki, Gazi unvanını boşa almıştı Antep. 250 bin dolara vatandaşlığın ve kimliğin satılıyor, sen hala Alamut kalesinden cennete bakıyorsun.

448 milyar dolar borcun olmuş, hala bol kepçe lokantasında ağalık taslıyor, Somali’de su kuyusu açıyor, çilek ekiyor, Suriye’den buğday alıyorsun çiftçine inat ve 16 kilo buğday sattığında 20 gram tütün alan, bir ay alın teri döküp onun da yarısını elektrik bedeli olarak millete söven, sana bana hepimize söven nursuza kaptıranlar ‘nasıl hala mutlu’ an la ya mı yo rum.

Ve şunu biliyorum ki “Halk böyle oldukça bu ülkeyi hiç bir siyasi parti daha farklı yönetmez. Seçtiğinin emrine giren bir seçmen kitlesinin göreceği muamele bundan farklı olmayacaktır. Kafalar değişmeden, bireylerin demokrasi tarifi netleşmeden başarı asla gelmez. Manipülasyona bu kadar uygun, milli ve dini duygularının sömürüldüğünden bihaber insanlar, seçimlerin seçilenini onaylar ve işi biter. Değerlerimize ve kültürümüze sahip çıkmadan asla yol alamayız. “Kes iki Mevlana” diye bir düşünürü etli ekmek markası yapanlarla, “Atamın şerefine” diye kadeh kaldırıp adına rakı kadehi üretenler ve “Faizdir ama caizdir” diyenler arasında siyasi tercih dışında hiçbir bir fark yoktur…