Arap baharıyla başlayan süreçten bu güne yaşananları yeni baştan hatırladığımızda “U” dönüşünün nasıl yapıldığını ve nasıl ters düz edildiğimizi anlarız.
Bilinen tarihin derinliklerinden günümüze uzanan zaman diliminde Arap dünyasıyla İRAN hariç küçücük sorunlar yaşasakta, hemen ardından mutlaka barışmışızdır.
İRAN olayı farklıdır. Çünkü o coğrafyanın en eski kültürüne ve devlet geleneğine sahiptir.
1949 yılında başlayan Emperyalizmin yöntem değişikliğinin deneme tahtası maalesef başta Türkiye olmak üzere islam ülkeleri olmuştur.
Emperyal ülkelerin sıcak savaşa girmeden sadece hedef ülkelerin kaynaklarına uzanan bu yeni yöntem çokta başarılı olmuştur.
Liberalleşme, Globalleşme ve yabancı sermaye sevadasındaki iktidarlar, bir yandan yerli malı haftalarını kutlarken diğer yandan yerli sermayeyi birer birer yabancılaştırmışlardır.
Önce Irak ardından Libya işgal edilerek zengin petrol kaynaklarına el konulmuş, oysa işgale gerekçe gösterilen Saddam’ın nükleer silahlarından artık kimse söz etmiyor.
Çünkü o işgalin kılıfıydı.
Libya’yı bir çırpıda özgürleştiren Emperyalist güçler, ‘petrol’ kaynaklarına el koydular. Şimdi özgür Libya hareketinin destekçileri nerede?
Sesleri dahi çıkmıyor ve ne acıdır ‘Libya’ resmen bölünmenin eşiğinde.
Suriye Emperyalist güçlerin İran’a uzanabilmeleri için çok önemli bir konumda.
Esad, şimdilerde (Esed oluverdi) Öyle hafife alınacak biri olmadığını, dış ve iç politikada ortaya koyduğu performansla ispat etmiştir.
Suriye’ye başta Çin olmak üzere Rusya ve İran arka çıkmaktadır.
Özellikle İran’ın Suriye politikası çok nettir.
İran Suriye’nin düşmesinin ne anlama geldiğini çok iyi hesap etmektedir.
Rusya ve Çin BM toplantılarında hep Suriye’ye arka çıkarak bir anlamda ABD’nin İran’ı olası işgaline karşı olduklarının hatta böyle bir teşebbüste İran’ın yanında yer alacaklarının mesajını vermişlerdir.
Suriye içerisindeki iç savaşın tetikleyicisi ise ABD’dir.
İsrail, Suriye’nin ilgaline çok olumlu bakmamaktadır.
Çünkü Arap baharıyla başlayan isyanların ardından yönetime gelenlerin tamamı radikal gruplardır ve bu İsrail’in işine gelmez.
Peki, Türkiye uyguladığı son politikalarla neyin peşinde.
Ya Türkiye’yi birileri buna zorluyor.Ya da bizim bilmediğimiz bir takım gerekçeler var.
Ama durum ne olursa olsun, hükümetin Suriye konusunda çok büyük bir yanılgıya en başta düştüğünü belirtmekte yarar var.
Sanıldı ki Esad diğer liderler gibi hemen pes edip çekilir.
Bu olmadı.
Şimdi geriye savrulan tehditlerin uygulanıp uygulanmayacağı kaldı.
Türkiye’nin Suriye’ye savaş açması çok mümkün değil.
Çünkü, böyle bir macerayı yaşamak için hiç bir şekilde gerekçemiz yok.
1. Ekonomimiz çok kırılgan
2. Avrupa’da hiç bir ülke bu savaşa silah ya da asker desteği konusunda gönüllü olmayacaktır.
3. Suriye ile savaşımızda PKK’nın daha aktif olacağını düşünüyorum.
4. İran eli boş beklemeyecektir.
5. Rusya ile ilişkilerimizin bozulacağını düşünüyorum. Bu her alanda işlerimizi zora sokacaktır.
6.ABD istiyor diye Müslüman bir ülkeyle savaşmayı Türk halkı kabul etmeyecektir.
Suriye içindeki ayrılıkçı gruplara Türkiye üzerinden silah yardımı yapıldığı noktasında birçok haber okudum.
Sınırdan gelip ülkemize sığınanların sayısı 30 binleri aştı. Çoğunluğu konteynırlarda hayatlarını sürdürüyorlar.
Oysa aynı imkanlar deprem sonrasında Van’daki yurttaşlarımıza sunulmadı.
Gerekçe ne olursa olsun.
Bu bizim savaşımız olmayacaktır. Başta belirttiğim gibi ekonomik anlamda komşu canıyla geçinen ülkemizin böyle bir lüksü yoktur.
Bunun hiç bir getirisi olmamasına rağmen götürüsü çok fazla olacaktır.
Komşularımızla ‘sıfır’ sorun parolasıyla yola çıkan iktidar ne yazık ki ülkemizi sıfır komşu gerçeğiyle baş başa bırakmıştır.
Suriye ilk başta kolay lokma gibi gelebilir ama asla değil.
Suriye İran’ın kemeridir.
O kemeri çıkarma görevine talip olanları bekleyen tehlikeye dikkat çekmek hepimizin görevi.
Çünkü o kemeri açanlar ‘Karşılarına neyin çıkacağını da iyi hesap etmelidirler!”

Önceki İçerikMAHMUTLAR VE YÖRESİ TURİZM SEZONUNA HAZIRLANDI MI?
Sonraki İçerikEV ALMA KOMŞU AL