Bir toplumun bilinç düzeyi dendiği zaman öncelikle o toplumda sorumluluk duygusunun var olması gerekir.
Bu sorumluluk duygusunun var olması için de;
Yaşanan olaylar karşısında zamanın da ve yerinde gerekli tepkinin verilmesi
Toplumun gidişinden sorumluluk duyulması
Toplumsal birliğe katılarak etkili olunması
Yaşamsal sorunlarda bütünleşerek örgütlü bir şekilde davranılması gerekmektedir.
Verilen bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Bu örnekler baz alınarak acaba bizim toplumda bilinç düzeyimiz daha doğrusu toplumsal sorumluluğumuz yeterli mi?
Bu soruya olumlu bir yanıt veremeyiz.
Nedenlerinin  başında “bilgili” olmakla “bilinçli” olmayı karıştırmamız gelmektedir.
Bilgili olmak , bilgi sahibi olmak demektir.
Toplumsal kültürümüzde bu durum “diploma sahibi” olmakla eş değer olarak tutulur.
Bu durum o kişilerde bilgi birikiminin var olduğunu gösteriri.
Ancak her bilgili olan da “bilinçli” değildir.
Bilinçli kişiler ne yaptığını, neden yaptığını bilen ve neye hizmet ettiğini düşünen kişilerdir.
Bilinçli bir toplumdaki kişilerde olayları neden-sonuç ilişkisine göre değerlendiren ve yaşadığı olaylarıda akıl süzgeçinden geçiren kişilerdir.
Bu durumun oluşması öncelikle aileden başlar.
Aile şayet bilinçliyse o ailede yetişen çocuklar da bilinçli olur.
Daha doğrusu çocukların yaşadığı olayları sorgulama yeteneği gelişir.
Bunun yanında öğrencilere gördükleri öğrenimle birlikte bilinçli bir eğitim yöntemi uygulandığı takdirde o ortamda yetişen öğrenciler yaşanan olayları daha objektif biçimde değerlendirirler.
Esasında demokrasi kültürünün ana ereği olan bilinçin ve duyuncun (vicdanın) gelişmesinin temelinde laik bir eğitim sistemi yatmaktadır.
Laik eğitim sisteminin o toplumda uygulanmasıyla birlikte düşünen, araştıran ve araştırdıklarını topluma sunmaya çalışan aydınlarada büyük ihtiyaç duyulmaktadır.
Unutmayalım bir toplumda aydınlar ne kadar çoğalırsa o toplumda ki bilinç düzeyi daha da artarak gelişir.

Önceki İçerikÇilekeş’te panik havası
Sonraki İçerikİKİ RESİM ARASINDAKİ FARKLAR