Herhangi bir makaleyi hazırlarken temel görüşüm olaylara akıl ve bilimi baz alarak yaklaşmak ve olayları bu görüş etrafında değerlendirmektir.

Bu değerlendirme yapılırken toplumun genel yapısını bilerek ona göre olayları irdelemek,

Bu irdemeler yapılırken de toplumun genel özelliğinden biri olan ve yeri geldiği zaman da akıl kavramını inanç kavramıyla, bilimi de din ile karıştıran bir yapıda olduğumuzu da dikkate almamız gerekir.

Dikkate almamızın nedeni de toplum olarak bilinçlenme düzeyimizin henüz yeteri kadar gelişmediğidir.

Bu durumu çok iyi bilen politikacılar 1950 yılından başlamak kaydı ile özellikle son yıllarda sosyal yaşamı düzenleyen kurallardan din kuralını hep ön planda tuttukları görülmektedir.

Bizim gibi zamanında endüstri devrimini geçirmemiş ve demokrasi bilinci henüz yerleşmemiş toplumlarda din kuralları politik açıdan toplumu yönlendirmeye yarayan bir kural olduğu hep bilinmektedir.

Hal böyle olunca, ülkede var olan ve çözüm bekleyen onlarca sorun varken, örneğin; hızlı nüfus artışının yanında işsizlik oranın da büyük artış olduğu, üretim yerine hızla tüketim ekonomisine doğru gidildiği, gelir dağılımındaki adaletsizliğin gün geçtikçe daha da bozulduğu, toplanan vergilerin yüzde 70’inin dolaylı vergilerden oluştuğu, yaşadığı tatlı hayat ile ödediği vergi arasında uçurum olan vergi mükelleflerinin bulunduğu, cari açık ile dış ödemeler dengesinin olumsuz yönde hızla arttığı, bunun yanında toplumda bir zamanlar az da olsa okuma yazma alışkanlıklarının hızla azaldığı, çıkan yada çıkabilecek herhangi bir olayı inanç ögesi baz alınarak değerlendiği görüldüğünden,

Bizi yönetenler bu ve buna benzer sorunlara radikal çözüm arayacakları yerde bir zamanlar Portekiz’de uygulanan ve adına da “3F” denen Futbol, Fado, (hüzünlü şarkılar) ve Fatima’ya (din olgusu) benzer şekilde holding medyasını da arkasına alarak toplumu gerçek yaşamdan uzaklaştırıp, sürekli başka konularla meşgul ettikleri görülmektedir.

Bu meşgul etme toplumun anlık duygularını bir yönde doyuma ulaştırır. Örneğin; Bir futbol takımının başarısı, o toplumu geçici de olsa mutlu eder.

Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Burada önemli olan konu, işsiz-güçsüz olup ta, geçim sıkıntısı çeken ve sayıları yüz binleri bulan eğitimsiz ve niteliksiz kişileri gereksiz konularla sürekli meşgul etmektir.

Peki, ya gerçek yaşama dönüldüğü anda, o zaman ne olacak?

İşte o zaman bizi yönetmeye soyunan kişiler, ülkede var olan ve gün geçtikçe çığ gibi büyüyen, özellikle ekonomik sorunlara gerekli çözüm önerileri getirmek kaydıyla durumu topluma anlatmaya çalışmalıdırlar.

Unutmayalım, kalkınma çabalarına girişmek akıl ve bilimi uygulamakla mümkün olur.

 

Önceki İçerikCHP’li adaylar Mahmutlar’da
Sonraki İçerikHEYKELİ DİKİLECEK ADAM