Ekonominin son günlerdeki gidişatından bahsedecek değilim, biliyorum ki daha kötüden sonraki durağa doğru ilerliyoruz.

Ben bunların sebeplerinden yani öteden beri süregelen sistemden bahsedeceğim ki tüm kötülüklerin odağı burası ve burası çok önemli.

Dünyada uygulanan; Krallık, yarı veya tam diktatörlük, otokrasi, demokrasi gibi birçok yönetim şekli var.

Suudi Arabistan gibi olağanüstü yer altı zenginliklerine sahipsen, dini vecibeleri turizm geliri olarak bütçene katıyorsan, istediğin gibi at koşuşturursun. Sana insan hakları konusunda ses çıkaran ülkeleri maddi olanaklarınla besler ve yoluna devam edersin.

Kuzey Kore gibi içine kapalı bir ülkeysen eğer ve dünyayı korkutacak silah teknolojisine sahipsen, ülkende ne olup bittiğini kimseler bilmiyorsa,  kendi yağınla kavruluyorsan dünyadan bihaber yoluna devam edersin.

ABD ve Rusya gibi hala 2 kutuplu dünyanın iki lideriysen bir yolunu bulur ve yoluna devam edersin.

Norveç gibi, İsveç gibi, Hollanda ve Almanya gibi üretim gücünü büyük bir silah olarak kullanır ve yoluna devam edersin.

Çin Halk Cumhuriyeti gibi sessiz sedasız gelir yarışta üçünü sıraya yerleşirsin ama neyinle, üretiminle.

Japonya gibi küllerinden doğar dünya liginde liderliğe oynarsın, ahlakınla ve çalışkanlığınla.

Kore gibi seni işgalden kurtaran ülkeleri hızlı adımlarla geçer ve ön saflara yerleşirsin, teknolojinle.

Gelelim bu seçeneklerden hiç birine kendini oturtamamış ülkelere.

Mesela biz, bunlardan hangisine sahibiz?

Olağanüstü bir demokrasiye mi?

Allah vergisi petrol ve doğalgaz kaynaklarına mı?

Dünyaya korku salan silah teknolojilerine mi?

Dünya ticaretini kilitleyecek üretim gücüne mi?

Kendi kendine yetip hiçbir alanda başkalarına muhtaç olmayan bir modele mi?

Asla inkâr edemeyeceğimiz bir ahlak yapısına mı?

Zeki, çalışkan ve eğitimli bir insan yapısına mı?

Hangi modelle kalkınacağız?

Toplum olarak hala bu sorunun cevabını değil sorusunu bile soramadık.

Başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter sistem, güçlendirilmiş parlamenter sistem gibi tartışmaların hepsinin de içi boş.

Mesela Türkiye’de ki herhangi bir partinin genel başkanına veya yönetim kadrosuna muhalif olarak o partide siyaset yapmak mümkün mü?

Parti disiplini denen şey var ya, hepsinde aynı ibarelerle yazılı.

Sistemden önce, anayasadan önce siyasi partiler kanununu değiştirmek lazım geliyor.

Yetenekli ama cebinde parası olmayan bir vatandaşın bu sistemle bir yerlere gelmesi mümkün mü?

Cebinde parası olan bir sürü çapsızın etrafına kümelenerek kopardığımız yaygara ile ancak buraya kadar gelinebiliyor.

Geldiğimiz nokta herkesin elbirliği ile katkı verdiği noktadır.

Gerçek demokrasi ise sınıfsal temsille sağlanır, çiftçi sayısı kadar, işçi sayısı kadar, memur sayısı, esnaf sayısı, emekli sayısı, işsiz sayısı kadar temsil edilirsek çözeriz sorunları.

Benim ustam bina okur döner döner yine okur demokrasisi ile olmuyor olmayacak ve hakkı yenen, hakkı yendiği için kendini savunana sövecek.

Öyle buyurdu Zerdüşt…

 

Önceki İçerikDiyet Yapanlara 5 Tavsiye
Sonraki İçerikBAŞKAN YÜCEL İSLAM ALEMİNİN MEVLİD KANDİLİ’Nİ TEBRİK ETTİ