Dam üstünde un eler, tombul tombul… Ya benimsin ya toprağın, vicdansız Sabuha. Git ara bul getir, saçlarını yol getir.

Arabada beş evde on beş.

Başkasıyla görürsem, bir çılgınlık yaparım.

Bir kurşun sana bir kurşun bana.

Seni de kendimi yakarım. Yaparım bilirsin.

Bakarım kıymam sana Öperim doymam sana Yakarım Malatya’yı Yar etmem başkasına. Bangır bangır her yerde çalar ve bizlerde bir güzel dinleriz.

Ağ elime mor kınalar yaktılar; başlık parası için satılan henüz ergenlik çağına girmiş bir kızın hikâyesidir aslında.

Aktaş diye belediğim, tülbendime doladığım, Hak’tan dilek dilediğim, Mevlam şu taşa can versin; Çocuğu olmadığı için kocası tarafından başka bir kadını istemeye gönderilir, yaşadıklarına dayanamayan kadın çıldırır ve kucağına çocuğu sandığı bir taşı alarak diyar diyar dolaşır.

Müzeyyen Senar’dan dinlemeye alıştığımız Feraye Yörük aşiretlerinden birinin kızıdır.

Başka bir aşiretin beyiyle tesadüfen karşılaşır ve birbirlerine aşık olurlar. Feraye’nin abisi bu evliliğe karşı çıkıp Feraye’yi aile namusuna leke düşürmekle suçlar. Baskılara dayanamayan Feraye evden kaçar ama onu takip eden abisi tarafından bulunup ve öldürülür. Kara kara kazanlara kara yazı yazanlara, kimse sevgi göstermesin ak yazıyı bozanlara; Okutulmayan ve başlık arası uğruna zorla evlendirilen tarım işçisi bir gelinin feryadıdır. Ceviz oynamaya geldim odana. Nişanlında bu mu derler adama, dayanamam senin kara sevdana, aman, aman olmuyor eş eşini bulmuyor karayağız genç oğlan niye gönlün olmuyor.

Bir çocukla evlendirilen genç kadının isyanını yansıtır ve bunun gibi binlerce şarkı ve türküler var.

Ağustos’tan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.

Er kocarsa koç, karı kocarsa hiç olur.

Dişi köpek kuyruk sallamazsa, erkek köpek yaklaşamaz.

Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.

Saçı uzun aklı kısa.

Eksik etek.

Kızını dövmeyen dizini döver.

Oğlan doğursun övünsün, kız doğursun dövünsün.

Kız çocuk ya er koynunda ya yer koynunda.

Kız girdi on üçüne ya erdedir ya yerde.

Al atın iyisini yiyeceği bir yem, al avradın iyisini giyeceği bir don.

Kız kundakta, çeyiz sandıkta.

Karı gibi konuşma.

Kadının şerri şeytanın şerrine eşittir gibi binlerce boş laf atasözü olarak gelmiş günümüze. Küfürlerimiz; “Senin ananı, avradını, bacını, kızını” diye sürüp gidiyorsa.

6 Yaşındaki kız çocuğunun namusunu konuşuyorsa din adamları.

“Başı açık kadın perdesiz eve benzer, ya satılıktır ya kiralıktır” diyorsa siyasiler.

“Başı açık (Yollu) Başı kapalı (Yobaz) İkisinin ortası (Kezban)” diyorsak bizler.

Ülke olarak, kültür olarak, gelenek olarak hala hem bunları hem Emine Bulut’ları yaşatacağımıza nasıl inanıyoruz ki.!?