Üç tarafı denizlerle çevrili, her köşesinde ayrı bir doğa güzelliği saklı, tarihi değerlerini bağrında sergileyen açık bir müze gibi, bence dünyanın birinci harikası bir ülkenin; erdemli, insani değerlerin en yüce mayası ile mücehhez, tertemiz ve asil bir ruha sahip insanlarıyız.
Gelin; hakkımızdan fazlasını elde etmek veya hak etmeyen birilerini bir yerlere taşımak için, bu temiz ruha sahip insanlarımıza ve bu muhteşem ülkemize yazık etmeyelim.
Dur diyelim geri kalmışlığımıza.
Yeter diyelim hep birlikte bizim çizdiğimiz kötü kaderimize.
Ülke olarak itilip kakılmaktan utanalım artık.
Yoksullarımızı düşünüp, ruhumuza hakim olmasına izin verdiğimiz duyguları kovalım yüreklice.
İş imkanı yaratalım, kazanç kapısını biraz da onlar için aralayalım.
Yardım isteyen elleri azaltalım, hatta yok edelim.
Hoş tutalım gönülleri.
Güvenli sokaklar yaratalım, mutlu ve sıcak yuvaların özlemini değil, gerçeğini yaşatalım onlara.
Onlar da bizim insanlarımız.
Kader olmaktan çıkartalım yoksulluğu.
Gelin, ibadetlerin en yücesini yapalım.
İnsanlığı zedeleyen iki büyük hastalık vardır. Bunlardan birincisi; aç gözlülük, ikincisi yoksulluktur. Bunların ikisi de insanlığı ve ülkeleri yok eden çok tehlikeli ve amaçları aynı olan iki ayrı virüstür. Yaratıcısı da ne yazık ki insandır. Yani bizleriz.
Ülke genelinden gelelim bölgemizin değerlendirmesine.
Geçimini turizmden sağlayan bölgeler ayrı bir özelliğe sahiptir. Devletin turizme bakışı, turizm hareketleri ile doğru orantılıdır. Yani; Devletin, ciddi ve inandırıcı bir turizm politikası olmalıdır. Turizmi; eğlence turizmi, dinlence turizmi, sportif etkinlikler, konferanslar ve inanç turizmi diye çok çeşitlendirmek mümkündür. Devlet politikası ve yörenin özellikleri esas alınarak, konaklama tesislerini bu doğrultuda yapılandırmak ve tanıtımını da buna göre yapmak gerek. Özellikle; dünya markası olma özelliğini kazanma yolunda olan Alanya bunu baz alarak, tercihini buna göre yapmalıdır. Aksi takdirde bunca yıllık birikim bir anda boşa çıkar ve o güzelim tesisler amaçları dışında hizmet etmek zorunda bırakılabilir.
İçinde bulunduğumuz ortamın olabildiğince geniş açıdan çok iyi gözlenmesi ve kesin karar vermeden önce, bunun bir kez daha düşünülmesinde sayısız yararlar olacağını düşünüyorum. Buna ilave olarak; kabuğunu kırmış Alanya’yı artık hiç kimse küçümsememelidir. Alanya’yı yönetebilmenin göründüğü gibi kolay olmadığını, kaynak yaratırken; turizm pastasını bölüşenler ile bu pastadan pay almayanları aynı düşünmek, hiç de adil bir yöntem olamaz. Bir önemli ayrıntı da Alanya’yı yalın olarak değil, Belde ve Köyleri ile birlikte düşünerek buna göre planlama yapmak, yani; bölgesel kalkınma modeli masaya yatırılarak, üretime yönelik turizmin yan sanayi yatırımları teşvik edilmelidir. Bu sayede hem istihdam yaratılmış ve hem de 12 ay üreten bir konuma gelinmiş olacaktır. Alanya, İşte o zaman gerçek dünya markasını yakalamış olur. Kısacası; Alanya, Alanya’ya artı değerler kazandıracak bilgi ve donanıma sahip ehil ellere kucak açmalıdır. Bu nedenle, amaç; seçimi kazanmak yerine Alanya’ya kazandırmak olmalıdır.
Saygılarımla.

Önceki İçerikGEZİ PARKI OLAYI ve HALKIN TEPKİSİ
Sonraki İçerikGAZ’A GELMEMELİYİZ