Ağzından bal akıyor muhteremin. Ne de güzel anlatıyor, kelimeleri, sözcükleri insanların beynine, beynine, kalbine, kalbine birer ok gibi saplıyor,
Ama işi biliyor, iki satır şiirle gönlümüzü fethetti ya!
Duygusal milletiz vesselam.
”Tabiî ki yersen”.
Diyor ki,” bolluk gelecek, bereket gelecek, hele, hele özgürlük gelecekkkkk”
12 Eylülün hesabını soracağıızzzzz!
Saçlarına yıldız düşmüş koparma anne.
Bir idam mahkûmunun mektupları, nasılda cuk diye çöktü yüreğimize.
O yıllarda yaşadıklarım, kaybettiğim arkadaşlarım. Çerkez Fethinin kahpe bir kurşunla felç oluşu geldi gözlerimin önüne.
30 Yıl öncesine dönüp o acıları yeniden yaşadım.
“Hesaplaşalım” dedim.
Ama kiminle? Ve kimlerle?
Sonra bir anda uyandım o pembe hayallerden.
12 Eylül ürünü bir partinin genel başkanı 12 Eylülle hesaplaşabilir mi? Diye sordum kendime.
Tekel işçilerinin coplanışı, özelleştirme rezaletiyle başlayan insan ve emek ticareti, sendikacılara sıkılan biber gazları, çiftçimin azarlanışı, insanımın dilenciliğe alıştırılışı, emekli generallerin, öğretim görevlilerinin, aydınların, sendikacıların, gazetecilerin  “Gizli tanıkların beyanı” ile kodese tıkılması. Tele kulaklarla, ispiyoncularla insanların özel yaşamlarının didik, didik edildiği, tutuklananların aylarca mahkemeye çıkarılmadan adaletsizce psikolojik işkence gördüğü, hele, hele Van yüzüncü yıl üniversitesinde yaşananlar ve gurur intiharları gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçmeseydi! Vallahide, billahi de inanacaktım.
Yedi yıldan beri bu ülkede yaşanan rezaletleri görmeyecek kadar iyimser değilim.
Evet, artık hesaplaşma zamanı.
Hırsızlıkların, yolsuzlukların, siyasi linçlerin, hukuku adaleti hiçe sayarak yapılan kıyımların hesabını sorma zamanı.
Onlarca zengin yaratmak uğruna perişan edilen insanımın hak arama zamanı gelmiştir.
Evet, hesaplaşma zamanı.
30 yıl öncesinde çekilen acıları yakından bilen biri olarak söylüyorum,”Bu iktidarla hesaplaşmak 12 Eylülle hesaplaşmaktan daha onurlu bir davranış olacak benim için”.
Ağlasan da, sızlasan da, iki gözün iki çeşme dizlerini dövsen de, “ben ettim siz etmeyin” desende ,” Hayır”.
Sizleri yüce divandan kurtaracak bir Anayasa değişikliğine asla ve asla  “Evet” demeyeceğim……

Önceki İçerikBÖLGE TURİZMİ VE SORUNLARI-Hasan İlhan
Sonraki İçerikAMERİKA AVRUPA ÜLKELERİ EYALETLER VE TÜRKİYE-Rıfat Kıymaz