Avrupa 1960’lı yıllarda ihtiyaç duyduğu işgücü açığını karşılamak için başta Türkiye birçok ülkeden işçi aldı.

Türkiye’den giden işçiler dişleri dahil tepeden tırnağa muayeneden geçirildi ve bu sınavı eksiksiz verenler de alıp tahta bavullarını gurbetin yolunu tuttular.

İkinci kuşak zaman zaman ırkçı saldırılara maruz kaldı.

İki farklı kültürün uyum sağlaması çok yıllar aldı.

İnsanlar çeşitli sebeplerden dolayı hep göç halindedir.

İşsizlik, siyasî baskılar ve savaşlar göçün en önemli sebepleri arasındadır. Daha fakir, demokrasisi daha kötü olan ülkeler insanlarının hedefinde şartları daha iyi olan ülkeler vardır.

Ülkemizde bu tür göçlerden nasibini aldı.

Balkan göçmenleri, çerkesler, Afganlılar ve en son Suriyeliler.

Afgan mültecilerin rehabilitasyonu çok bilinçli bir politika ile başarıldı.

Suriyelilerin göçü ise tam bir skandal.

Bir-çok büyük kentin demografik yapısı alt-üst oldu.

Yasam tarzları, gelenekleri bizim kültürümüzden çok çok uzak.

Mülteciler alınırken hiçbir ülkenin yapmadığı bir hata yapıldı(ya da bizim bilmediğimiz bir plan var).

Başka ülkeler mültecileri yerel halkın içine katmadan önceden planlanmış kamplara yerleştirirken biz ülkenin her yerine bu insanları kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde salıverdik.

Adamlar bizlerin kültürüne yabancı ve gün içinde sergiledikleri onlar için normal olan davranışlar bizlere ters gelmeye başladı.

Suriyeli bir grup genç geçtiğimiz hafta sevgili Nuri Yatmaz beyin oğlunu gaspetmeye çalışmışlar.

Bisikletini ve telefonunu almak için çocuğu güpegündüz bir parkta kıstırıyorlar.

Çocuk bağırıyor yardım istiyor ama hemen iki adım ötede iki kadın hiç oralı olmuyor.

Çünkü onlarda Suriyeli.

İleriki yıllarda başımızın daha çok ağrıyacağından hiç şüpheniz olmasın.

Sokaklarımız caddelerimiz bu insanlarla dolu.

Ve bölgemize göçleri son sürat devam ediyor.

Yurdum insanın gücünün yetmediği lüks daireleri gözleri kapalı alıyorlar

Mülteciler yüzünden ev kiraları 1 yılda iki katına yükseldi.

Elbette ki tüm dünya insanlarının serbest dolaşım hakları vardır ve buna saygı duymak zorundayız.

Ancak buraya yerleşecek bizlerle komşu olacak insanlarında yine bizim hassasiyetlerimiz noktasında uyarılması gerekir.

Yerel yönetimlerin, kaymakamlığın göçmenlere Türk gelenek ve görenekleri hakkında seminerler düzenlemesi gerekir.

Başka bir soru, biz bundan sonraki dönemde mültecilerle birlikte mi yaşayacağız yoksa vakti gelince gönderilecekler mi?

Hayati tehlike gerekçesiyle ülkemize sığınan bu insanlar bayram tatili için ülkelerine gidebiliyorlarsa, tehlike yoktur.

Bir mekânda bağıra çağıra konuşmanın, çekirdek dondurma yiyip çöpü yola atmanın, yalnız yürüyen kadınlara laf atamanın bizde görgüsüzlük sayıldığını sanırım bilmiyorlar.

Tüm bu davranış bozukluklarını devlet dile getirirse eğitim olur. Vatandaş öğretmeye kalkarsa da kavga.

“İşgücüne katkıları varmış, bizimkiler çalışmıyormuş” bahaneleri ciddi adımların atılması gerektiğini perdelememeli.

Ya eğitin kaynaşalım ya da ülkelerine gönderin üzerimizden önce maddi sonra manevi bir külfet kalksın.

Önceki İçerikBelediye Mahmutlar’da iş yeri ve ofis kiraya verecek
Sonraki İçerikFODMAP Diyeti