sudiDünya kömür rezervinin yaklaşık %30’na sahipler, yıllık altın üretimleri 230 ton ve 8.133 ton altın rezerviyle dünyada bir numara.
Dünya petrol rezervinin %12.23’lük payına sahip olmak onları dünya üçüncüsü yapmaktadır. Çelik üretiminde dünya dördüncüsüdür, yani Türkiye’den 200 kat daha fazla.
Tarım alanlarının toplamı Avrupa büyüklüğündedir, çok verimli olan bu topraklar onları bu alanda da dünyada 1 numaraya yerleştirmiştir.
300 yıl boyunca Afrika’dan çeşitli dönemlerde getirilen 12 milyon köleyi karın tokluğuna çalıştırarak tarımda bir numara olmuşlardır.
Yarım yüz yıl önce Marshall planıyla bizim de içinde olduğumuz 16 ülkenin tarımını bitirecek plan devreye sokulmuş, sonraki yıllarda bu yardımı alan ülkeler kendilerini besleyemeyecek duruma getirilmiştir.
Tüm bu uygulamalar 50-100 yıllık plan çerçevesinde yapılmıştır.
Örneğin: Türkiye’de tütün ekiminin bitirilmesi (Sigara fabrikalarının satılması ve 2 Amerikan şirketine teslimiyet) Zeytin yetiştiriciliğine karşı özellikle son dönemde yapılan kara propaganda “Zeytin Yahudi Ağacıdır”… Ağacı, dağı, ırmağı, denizi ve doğada ki her varlığı dinli-dinsiz diye ayırmayı başardık “Allah’ın her şeyi tam ve mükemmel yarattığını” bile bile. Zeytine olan gıcıklığın altında yatan sebep ise dünyada en büyük mısır üreticisinin ABD olmasıdır.
Yağ satacak Coni’ler ama içerideki işbirlikçileri eliyle.
Dünya faiz- finans sisteminin merkezidir ve bu alanda da dünyada bir numaradırlar.
Tüm dünyadan en çok beyin göçü alan ülke, bundan dolayıdır ki uzay bilimleri, savaş makineleri alanında dünyada 1 numara. Dünyadaki tüm ülkelerin güvenlik harcamaları 10 trilyon dolardır, silah ticaretinden aldıkları pay onları 1 numara yapmaya yetmektedir. Dünyanın en güçlü, en sinsi, en çıkarcı ve en acımasız ülkesidir. Kendi menfaatleri için yapmayacakları kötülük, çevirmeyecekleri dolap yoktur.
Oyun alanları ise Ortadoğu ve demokrasisi henüz gelişmemiş, dünyayı iyi okuyamayan ülkelerdir.
Ana tema ise; mezhep farklılıkları, ırk ve soy başlıklarıdır, yerine göre milliyetçiliği, yerine göre yerine göre mezhepçiliği körükleyerek mutlaka bir çatışma alanı çıkartırlar.
Huzur ve barışın, sevecenliğin, farklılıkların zenginlik olarak görüldü toplumların gelişeceğini ve ilerleyeceğini bilirler.
Onlara bağımlılık ne kadar azalırsa o kadar tehlikede hissederler kendilerini.
Afganistan, Libya, Irak, Suriye ve diğer ülkelerde başlayan savaşları planlayan onlardır.
Bir günlük değildir planları 50-100 yıllıktır.
Bugün ülkemiz Suriye topraklarında kendi bekası için yürüttüğü mücadelede haklıdır ve sonuna kadar destekliyorum.
Bu küçük resim ama orada bulunan illegal yapının asıl hedefi İran’dır.
O örgütlere sahip çıkmasının ana nedeni budur.
Biz günceli konuşurken onlar bir sonra ki adımın neler getireceğinin kesin sonucuna şampanya patlatıyorlar.
Mesela: 2011 yılına Suriye’de olayların henüz başladığı tarihe dönseydik Türkiye’nin tavrı ne olurdu? İşin özeti bu savaşlar asla bitmeyecektir.
Hem ekonomik hem de stratejik alanda daha çok karşılaşacağız.
Ha “biz ne zaman kaybettik?” diye sorarsanız; Truman doktrininin kabul edildiği 11 Eylül’de.