90 yıl önce emperyalist güçlere karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı verilerek kurulan ve bunu da 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da yapılan bir anlaşma ile pekiştiren başta Yüce Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere bu konuda emeği geçen tüm vatanseverleri saygı ve minnetle anıyoruz.
Yapılan bu anlaşma sırasında İngiliz delegesi Lord Gürzon’un bu anlaşmayı Lozan’da imzalayan devlet adamı İsmet İnönü’ye imzadan sonra söylediklerini de unutmamamız gerekir.
Şöyle demişti Lord Gürzon;
Aylardır müzakere ediyoruz. Arzu ettiklerimizden hiç birini alamıyoruz. Memnun değiliz sizden. Ama ne reddedersiniz cebimize atıyoruz, cebimizde saklıyoruz. Memleketiniz haraptır. Yarın geleceksiniz, bunları tamir etmek için, kalkınmak için yardım isteyeceksiniz. O zaman bu cebime koyduklarımdan her birini birer birer çıkarıp size vereceğim.
İsmet İnönü verdiği cevapta şöyle demişti;
Çok emekle bu sonuca varmışızdır. Şartlarımız milletimize göre haklıdır. Bunları ne olursa olsun alacağı. Siz şimdi verin. Sonra gelirsek istediğinizi yapın…
Bu gün aradan 90 yıl geçtikten sonra insanın aklına “ acaba Lord Gürzon” haklı mıydı? sorusu geliyor.
Özellikle 1980 sonrasında ki gelişmeler düşünüldüğü zaman Lord Gürzon’un cebindekilerin tümünü çıkarttığını görüyoruz.
Kefen bezinden, toplu iğnesine; şekerinden kurşun kalemine kadar her şeyi dışarıdan almak zorunda kalan ve uzun yılar süren savaşların perişan ettiği; nitelikli elemanları olmayan, genç ve yetişkin kuşakları savaşlarda erimiş o günlerin onurlu Türkiye’si ile günümüz Türkiye’si karşılaştırıldığında özellikle ulusal bağımsızlığa duyulan saygı ve özen, ulusal egemenliğin paylaşmazlığı gibi pek çok temel ve moral konularında nasıl geriye doğru gittiğimizi derin bir acı duyarak görmekteyiz.
Günümüz Türkiye’sinde; bu moral ve gerilemenin hatta çöküntünün nedenlerini düşündüğümüzde Lord Gürson’un İsmet İnönü’ye söylediklerini de anımsamamız gerekiyor.
Özellikle 2000 li yıllardan başlamak kaydıyla ekonomimizin sıcak paraya dayalı yüksek faiz ve rant koşullarının egemen olduğu bir düzen içinde olduğunu görmekteyiz.
Bu durum, üretim yerine tüketime dayalı bir sistemi getirmektedir.
Daha doğrusu üretmeden tüketen bir toplum yapısına sahip olduk.
Bugün ülkemizin Dünya’da en borçlu 5 ülke arasında yer aldığı görülmektedir.
Bu durum siyasal bağımsızlığımızı da bir ölçüde tehdit etmektedir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki;
Lozan biçimsel olarak o günlerden günümüze yürürlükte olan tek anlaşma olmasına karşın “ruhundan” bir şeyler eksilmiş demektir.
Eğer Lozan’ın oluşturduğu Ulusal Ant ( Misak-ı Milli ) hudutlarını korumak istiyorsak, Lozan’ın ruhunu da korumamızın önemini anlamak için henüz vakit varken, bir şeyler yapmak gerekir.
Bu makale 23 Temmuz 1992 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde merhum Toktamış Ateş tarafından “70 yıl Sonra Lozan’ın Düşündürdükleri” adı altında yayınlanan makalesi baz alınarak yazılmıştır.
Aradan geçen 21 yılda fazla bir şeyin değişmediği gibi daha da olumsuz bir yöne doğru gittiğimizi de söylemek isteriz.