HER ŞEY GÜZEL OLACAKSA..

Öyle sırça saraylarda daha doğmadan saray sahibi olunan devirler geçti artık.

Tırnaklarınla kazıyarak geleceksin.

“Hakkımı yediler” diye şikâyet etmeyeceksin.

Yiyecekler.

Elinden lokmanı, sırtından hırkanı alacaklar, gün gelecek bir kaşık suda boğacaklar ama yılmayacaksın.

Kırılmışsa ayakkabının topuğu, topallamamak adına diğerini de çıkarıp, çıplak ayakla yürüyeceksin.

Hiç “Aman” dilemeyeceksin.

Elbette ‘aman’ vermezler.

Vermeyeceklerde.

Sen “oyun bitti” derken onlar başa dönecekler.

Şikâyet yok, koşacaksın.

Sen adaletin ‘vicdan’ olduğunu bilirsin ama ‘vicdanın’ her yürekte olmadığını da öğreneceksin.

Elbette hakkını yiyecekler, öyle büyüyeceksin, öyle yüceleceksin, öyle yani haksızlığa uğraya uğraya ‘haksızlık yapmamayı öğreneceksin.

Kızmayacak, küsmeyecek, yılgınlığa düşmeyeceksin.

O zaman düşüyor ardına binler ve milyonlar.

Hiç baş eğmeyeceksin ki, başı eğiklerin halini daha iyi görebilesin. Ezilmeden, horlanmadan, kırılmadan, bin bir türlü iftiraya uğramadan olmaz, olmayacakta.

Ama sen olduracaksın.

Kolay değil ‘baş’ olmak ‘baş’ koyacaksın.

Binlerce defa kesecekler ama her seferinde ‘zümrüdü anka’ gibi küllerinden doğacaksın.

Seni hedef yapan şey onun senden korkmasıdır.

O korksun.

“Korkma” diye başlıyor İstiklal Marşı, milletin istikbali için sen korkmayacaksın.

Özün doğruysa, niyetin halisse, bildiğini işleyecek ve yürüyeceksin.

İki taşın arasında ezilmeyen buğday bile un olmaz.

Daha çok üzerine gelecekler, akla hayale gelmedik şeyler söyleyecekler, iftira değirmenleri hiç durmayacak.

Ama sen duymayacaksın.

Adalet er ya da geç tecelli edecektir, hak ‘Hakkın’ haklıya teslim ettiğidir.

Gününü bekleyeceksin.

Yolu bazen dostun açar bazen düşmanın, sabır ve inançla gidilmeyen yol, varılmayan hedef yoktur.

Bir daha terleyecek, bir daha yorulacak, bir daha koşacak, bir daha bir daha yeneceksin. Hepimizin, herkesin yüreğindesin, Haziranın sonu yaz olacak, inancımız tam her şey güzel olacak.