Alnından akan ter yüz kıvrımlarında oluşan minicik derelerden süzülüp göğsünün iki yanağını birden ıslatmıştı.

Bizim Özcan’ın. Sosyal medyasında paylaşıp bacanağının kayınvalidesini kandırarak kendisine kafakol çektiğinden dem vurup, toplumun moral motivasyonuna katkıda bulunduğu bir resim.

Turistik restoran işletmeciliğinden, emlakçılığa oradan da çiftçiliğe terfi etti ama mecliste tek bir temsilcisi bile yok.

Muzu o üretir, kan ter içinde kalır ve birileri bir gecede ithal ettiği muzla köşeyi döner. 336 lira fiyat biçmişler şekerpancarının tonuna, yakınıp duruyordu bir çiftçi kardeşim.

Ama eli mecbur ya o pancarı ekecek ya da o diyardan asgari ücretlerde olsa bir iş bulup gidecek.

Yoksa bir gecede izin verilen tarımsal ürün ithalatıyla o da gömülecek. Onun da mecliste tek bir temsilcisi yok.

Esnek çalışma, sözleşmeli çalışma, amuda kalkıp çalışma derken devamlı sağılan emekçi kesimin 65 yaşında emeklilik rüyası kurması, kafdağının ardında zümrüdüanka kuşunu avlaması kadar zor olsa da, umut işte ve eli mecbur, çünkü mecliste tek bir temsilcisi yok. Bizim kahveci Kemal kaç boğaza bakar bilmiyorum, babacan bir insandır işi olmayan, parası olmayan onun kahvesindedir.

1 liradan çay satıp vergi öder, sosyal hizmetler gibi çalışır ama onunda mecliste tek bir temsilcisi yoktur.

Bizim perdeci Nuri onca rahatsızlığına rağmen baba mesleğini inatla sürdürür. Kazanamadığında bile vergisini ödemek zorundadır, bilir. Bilir Mehmet Cengiz olmadığını ve mecliste vergisini affedecek eller bulunmadığını.

İşsiz ve yaşlıdır Fatma teyze, hayatında birgün bile sigortalı işi olmamış, o akşam üstü gider pazara ama hayatında birgün bile sigortası olmamış birilerinin biriciği yatlarda sefa sürer. Sınıf demokrasisi böyle birseydir işte.

Ezilenler ezenlerin merdivenidir.

Bir uyansalar.

Bir açsalar gözlerini.

Bir sorsalar “Benim hakkımı kim yiyor ULAN” diye.

“Benim cefamdan sefa çıkaranlar kim?” diye avazları çıktığı kadar bir bağırabilseler. Susturulmuş, korkutulmuş ve olmayan elindekini kaybetme korkusuna alıştırılmış o kesim varya, hani en alttakiler, ezilmekten horlanmaktan, acı çekmekten kader olgusu çıkaranlar. Onlar bir uyansa.

Yani en alttakiler.

Yani kuruş hesabı yapanlar.

Yani ekmeğin peşinden sürünenler.

Bir uyansalar.

Bir uyansalar en alttakiler.

Üstündekilerin kaçacak yeri bile kalmaz.

Günaydın, yolumuz mavi olsun.

 

Önceki İçerikSEZONA HIZLI BAŞLAYAN ABT 13 KASIM’DA “KİTAPLAR”I SEYİRCİ İLE BULUŞTURUYOR
Sonraki İçerikBAŞKAN YÜCEL’DEN 10 KASIM MESAJI