Bilim adamları her zaman şu görüşü savunur.
Bir ülkenin kalkınma düzeyi o ülkenin eğitimli ve nitelikli nüfusu ile ölçülür.
Böyle bir durumun oluşması içinde o ülkenin bilimsel araştırmalara verdiği öneme bağlıdır.
Örneğin; ülkemizde bilimsel araştırmalar için ulusal gelirden ayrılan payın yüzde 0,84 (binde seksen dört) olmasına karşı bir zamanlar aynı kulvarda yarıştığımız Güney Kore’de bu payın yüzde 3,74 (yüzde üç virgül yetmiş dört) olduğu görülecektir.
Sermaye birikiminin kaynağı olan tasarrufların daha doğrusu ulusal gelirin yıllık tasarruf edilen kısmının ülkemizde yüzde 13-14 olmasına karşı Güney Kore’de,  bu payın yüzde 30-35 olduğu ve oluşan bu tasarrufların da yatırımla beraber bilimsel araştırmalara ayrıldığı görülecektir.
Güney Kore’de, ayrılan bu payın bize göre bu kadar yüksek olması bilim ve teknolojik yeniliklere verdikleri önemden ileri gelmektedir.
Esasında ekonomik büyümenin ana unsuru da bilimsel araştırmalara dayalı teknolojik yeniliktir.
Teknolojik yenilikte o ülkenin nitelikli elemanları tarafından yapılan bilimsel araştırmalara bağlıdır.
Biz burada Güney Kore modelini ele aldık.
Kullandığımız ve markası bilinen otomobiller, bilgisayarlar, televizyonlar ve cep telefonları bu ülke tarafından kendi teknolojik yeniliklerini baz alarak kendileri tarafından üretilerek dünya pazarlarında satılmaktadır.
Bu durum bu ülkenin ekonomik gücünü daha da arttırmaktadır.
Büyük bir fabrika sahibi olan bir kişi bir zamanlar şöyle demişti.
“Fabrikalarımı, malzememi, arşivimi tahrip edin, fakat benim personelimi bana bırakın; İki yıl içinde yeniden harekete geçme olanağı bulacağım.”
Bu ifadeler eğitilen nitelikli personelin önemini belirten ilginç bir örnektir.
Esasında nitelikli elemanların eğitilerek yetiştirilmesi uzun erimli (vadeli) bir süreçtir.
Burada devletin bizzat devreye girerek bilimsel bilgiye dayalı bir eğitim sisteminin oluşturulmasına ve araştırmacı sayısının arttırılmasına büyük önem verilmelidir.
Bir ülkenin esas serveti eğitimli insan gücüyle ölçülür.
Eğitimli insan gücü bir ülkenin en önemli sermayesidir.
Bu sermaye sayesinde o ülke ekonomik yönden çabuk kalkınır.
Örneğin; Almanya’yı ele alalım. Bu ülke mevcut eğitimli insan gücü sayesinde 2. Dünya Savaşının sarsıntısını kısa zamanda atlatmış ve Avrupa’nın ekonomik yönden en ileri ülkesi durumuna gelmiştir.
Biz ise bırakın bilimsel araştırmaların, bir ülkeye ekonomik yönden getireceği önemin neler olacağını tartışacağımız yerde,  ilköğretimde yer alan 4+4+4 sistemi üzerinde halâ kafa yoruyoruz.
Yüce Atatürk’ün bir konuşmasında ifade ettiği gibi “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” görüşünü her zaman dikkate almalıyız.

Önceki İçerikVay anam vay
Sonraki İçerikBU TERSTE BİR İŞLİK VAR(!)