DOĞUDA PKK TERÖRÜ-VATANDAŞ İLİŞKİLERİ; Aşağıda yazdıklarım görsel basın (TV kanalları), yazılı basın (Gazete, dergi v.s) ve sohbetlerden duyduklarım, gördüklerim, okuduklarımdan bir kısmı.
A -) “İki oğlum vardı, biri şu gördüğün tabutta, biri dağda…!” .
B -) “Dört kız, bir oğlum vardı, kızın birini aldılar, ondan bir daha haber alamadım.”
C -) “Oy emmioğlu, ne ettin sen” diye söyleyip tabuta kapanan
D -) “Anasının yanında hamile kızını göstererek” çok doğurursun, karnındaki bizim diyen örtülü.”
E -) Tabutları gösterip, “ölmeden, öldürmeden zafere ulaşılmaz” diyen terörün şehir ağaları…!
Bunlar böyle uzayıp gidiyor, bunlardan çıkan sonuçlar önemli ve en korkunç olanı, T.C. otoritesinin o bölgede zayıflıklar göstermesi. Oradaki vatandaş, örgüt yanlısı belediye, parti ve ağaların güç ve baskısı ile T.C. devletinin idare ve yasaları arasında sıkışıp kalmış için için kendini yiyip bitiriyor.
Bir aile devletin yanında, komşusu örgüt baskı ve tehdit altında, aynı ailenin yarısı devletin, yarısı örgütün. Bu böyle nereye kadar gidecek, Allah bilir. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Feryat eden ana-babaları gördükçe artık gözlerimden yaş gelmeye başladı. Allah bu acılara sebep olanları elbette affetmeyecek…
Mahmutlar’ın daha güzel bir belde olması için yazılıp, çiziliyor, sohbetlere konu oluyor. Beldenin yerlisi otoriteler yani sözü geçen ileri gelenleri beldeye yapılması gerekenleri, eksiklikleri, yapım ve bakımları her vesile ile ortaya koyup tartışıyorlar, sokaktaki insanlarda onları dinliyor, (hepsi değil, çünkü çoğu günlük yaşam mücadelesinde etrafını görüp, dinleyecek halde değil) ve beldenin gelişmesi, güzelleşmesi bazen yavaş, olumlu olumsuz tarafları ile ilerliyor. Tamda “GÖÇ, GİDE, GİDE DÜZELİR” sözümüze uygun olarak. Yerel gazete yazarlarının o belde insanlarına karşı olan sorumlulukları çerçevesinde, bende haddimi aşmayarak, sadece yerli ve yabancılardan duyduğum, sonrada gidip gördüğüm birkaç konuyu yazmak istedim.
A) Belde de konuştuğum gençlerin “GENÇLİK ve SPOR” merkezi isteklerini, geçen yılki bir yazımda konu etmiştim. Aynı istekleri devam ediyor. Gençlerin buluşup, çeşitli aktiviteler ile zamanlarını faydalı ve sağlıklı geçirmeleri için bu çok önemli.
B) Salı ve Cumartesi pazarlarının yerleri ve durumları için iki konu var. Cumartesi pazarı kışın sular içinde, satıcılar sırt sırta biraz daha yaklaşabilir ve sıkış tıkış Pazar arabaları, sakat arabaları, bebek arabaları ile yürüyen alıcılar biraz daha rahatlar, bunalmaz, “of be” demez.
C) Beldenin merkezi, saat kulesinin ve Belediye binasının olduğu yerdir. Buradan sahile bilhassa yazın yoğun insan seli akar. Bu insanların sahile ulaşması için çok işlek sahil karayolunu atlaması gerekir. Gelin görün ki buradaki yaya geçişi acıklı bir komedi olayıdır. Yaya lambası vardır, yaya geçiş yeri yoktur. Yerlisi söylenir, yabancısı eliyle gösterir, acı acı hicvedip gülümser.
D) Bu yoğun insan kalabalığının olduğu yerde elbette bir sürü sorun olacaktır. Gene aynı yerde zaman zaman yerli ve yabancılarının duvarın üstünden veya sahilden duvarın dibini gösterip el, kol hareketleri ile bazen de burunlarını tutarak konuştuklarını gördüm. Gidip baktım, inişin sağı, solu boydan ‘açık hava tuvaleti olmuş’ buraya bir tuvalet yapımı ihtiyacı zorluyor.
E)Alanya’ya doğru sahil yapılıyor. Eskiden kesme taşlar ile sahile inen merdiven ve sakat arabası inişi yapılmıştı. Şimdi bunların önüne boru korkuluk yapılıp iniş engel oldu. Bu korkuluklar yapılırken bu inişler görülmedi mi?  İnsanlar bunları gösteriyorlar.
F) Alt geçitleri kullanamayan insanlar söylenip duruyorlar. Baktım, çok basit çözüm var, biriken sulara, sahile hafif bir meyilli taban ve tabanın iki yanına birer karşılık oluk…
Bunlara gelinceye kadar, beldenin temel sorunları, ihtiyaçlarının neler olduğunu da bilmiyor değilim. Koyunun can, kasabın et derdi hesabı olduğunu da biliyorum. Sabretmeden hiçbir şey olmaz. Ben her zaman var olan zorlukların burada da var olduğunu, bir gün bütün bunların aşılıp pırıl, pırıl bir Mahmutlar’ın ortaya çıkacağına inanıyorum. İnsanoğlu yerinde saymıyor. Benim yerli halktan sözü geçenlerden ve belediyeden tek bir ricam var, “ bol, bol yeşil alan bırakın, ticari çıkarlar için mevcut yeşil alanları yok etmeyin, yoksa gelecekte bunun acısı çok çekilir….!” sağlıklı, huzurlu, hayırlı nice yıllara.

Önceki İçerikATLAR TEPİŞİR, OTLAR EZİLİR
Sonraki İçerikMAHMUTLAR’DA KENT KONSEYİNİN KURULMASI (2)