Cumhuriyet rejiminin daha sağlıklı ve kuvvetli olabilmesi için en önemli sacayaklarından birisi de Demokrasi bilincinin toplumda yer etmesidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kurulmasından sonra tarih içerisinde hızla gelişmekte olan ve varlığına güç katmaya çalışırken temel taşlarını tam yerine oturtamamanın sancılarını yaşamıştır.
Çok Partili hayata geçiş esnasında yaşanan zorluklar ve toplumun Demokrasi bilinci ile ilgili eksiklikleri, ta ki 1960 darbesine gem vurma mecburiyetini doğurmuş…
Bu tarihten sonra da vesayetlerin ve Demokrasi ile mücadelenin birbirine karıştığı dönemlerin oluşmasına sebebiyet vermişlerdir.
Adeta Demokrasinin gelişmesine katkı sağlaması gereken sivil siyaseti yönlendiren Siyasi Parti ve Liderlerinin sorumluluktan yoksun ve bilinçsiz davranışları, toplumun gözünde Askeri Cuntanın darbe girişimleri can simidi haline gelmiştir.
12 Eylül Darbesini yaşayan vatandaşlarımızdan şans eseri kurtulan ve çoğunun da “Darbe olmasaydı şuan bende yaşamayabilirdim” sözlerine katıldığını ve “ Hayatımı darbeye ve Kenan Evren’e borçluyum” diyenleri bile vardır…
Belki de o zamanları geç kalınmış Demokrasiye, ona olan inanç eksikliğine ve Ülkenin neler kaybettiğinin farkında olunmamasına bağlayabiliriz.
Ya şimdi?
Şimdi darbe yaratacak ortamları ortadan kaldırmanın çabalarını araştırmak ve toplumun sosyal sorunlarına çözüm üretme gayretlerine eksik de olsa yeni anayasa çalışmalarına destek olunması gerekmez mi?
Esasında konuyu kökten çözümlemek anlamına da geleceğini düşünmek yerine hala darbeden medet umanları dar çerçeveden bakış olarak görüyor ve Evet çilerin “Vatan Haini” ilan edenleri saygı duyarak ideolojik fikirlerine yoruyorum.
Ülke, tarih boyunca her türlü ideolojik yaklaşımları kabullenmekte zorlanmıştır. Halk olarak belli dönemlerde zor günleri yaşatan sebeplerin başında da; karşı grup ideolojilerin ve tehlikelerin dış mihraklar tarafından provoke edilerek harekete geçilmesiyle bu tip vakaları sık sık yaşamaya yüz tutulduk.
Siyasi Politikayı yönlendirenlerin büyük bir kısmı vatandaşlarımızın zihinlerini “Yangına körükle gitme” yöntemini seçerek ilgi uyandırma ya da etkileme yöntemini seçmektedirler. İster İktidar, isterse Muhalefet partilerinin yapmış olduğu bu kısa süreli süreçlerde vatandaşlar tarafından da karşılık gördüğünü kabul etmeliyim doğrusu…
Bu da gösteriyor ki; Ülkemizde yaşayan insanlarımızın içerisinde Demokrasi ile büyüyen sayısının azınlıkta oluşu tezini maalesef ortaya çıkarmaktadır.
Bakar mısınız?
Hala baskı altında iken, Demokrasinin gelişmesine nasıl imkân verebiliriz ki…
Mahalle Baskısından, Aile Baskısından, Cemaat Baskısından, “Hayır”cıların ve “Evet” çilerin Baskısından, Terör Baskısından, gerçekleri inkâr etme baskısından vakit mi kalıyor?
Demokrasi ile büyümekten bahsediyorum…
Esen Kalın, Hoşça Kalın…

Önceki İçerikMAĞDUR BEY-Sudi Çandır
Sonraki İçerikKargıcak halkı iftar yemeğinde buluştu