Bir belgeselde görmüştüm, avcılar bir aslan sürüsünü takip ettiler.
Aslanlar bir sığırı yakalayıp boğarak öldürdüler.
Bizim avcılar ellerinde mızraklarla ve palalarla aslanlara doğru nara atarak koşmaya başladılar.
Panik olan sürü avı bırakıp kaçtı, avcılar hayvanın butlarını kesip hızla uzaklaştılar.
‘Ekmek aslanın ağzında’ deyimi boşa söylenmemiş.
Geçtiğimiz hafta asgari ücret açıklandı.
Açıklanan rakam ‘Asgari ücret” tanımına uygun bir rakam ve bence makul.
Sorun asgari ücretin yüzdesinde değil, asgari ücretin geleneksel ücret haline gelmiş olmasında.
Şöyleki;Almanya-da tüm çalışanların içerisindeki asgari ücretli oranı %3, Fransa’da %8, Finlandiya’da %1,Yunanistan’da %7.8, ama bizde %43.
Yani her 100 çalışandan 43’ü asgari ücrete talim ediyor.
Eskiden Dayıbaşlık diye bir ünvan vardı.
Dayıbaşı köyden, kırsaldan, kahveden topladıģı insanları işverene belirli bir yüzde karşılığı pazarlardı.
Bu sistem Ozal’la birlikte taşeron işçiliğe dönüştü.
Para, güç ve sermaye hatta devleti yönetenler bile bu uygulamayı sevdi.
Çünkü bu uygulamada para var, sendika yok.
Sendika yok’u biraz açalım.
TÜRKİŞ Başkanının adını, HAKİŞ veya DEVRİMCİİŞ Sendikalarının başkanlarının adını biliyor musunuz, ne işe yaradıklarını?
Sömürü işte burada başlıyor, hak aramanın önünü kapamak hak arayanları ve kurumları etkisiz hale getirmekten geçiyor.
Bu ağaların altlarında lüks araçlar, yazlık tatil köyleri ve her türlü nimet var, iktidarlarla didişerek bu nimetleri niye tepsinler?
Diyeceksiniz ki seçimle geliyorlar?
O seçimlerin hemen hepsi siyasî partilerin il veya ilçe merkezlerinde yapılan listeyle olur.
Siyasallaşan ve kendi haklarını tabi oldukları siyasî partilerin çıkarlarından daha aşağıda gören çalışanların cevap vermesi gereken bir tespittir bu.
Dayıbaşlık ve taşeron işçilik modern köleliktir.
Kölelerin kazancıda sadece karnını doyuracak kadardır…
Ücretli öğretmen kadrolu öğretmenle aynı eğitimi almış, biri diğerinin iki katı maaş alıyor, sağlıkta ve diğer her alanda bu çelişki devam ediyor.
1000 çalışanı olan bir kurumda asgari ücretin 100 lira daha az olması işverene yıllık 1 milyon 200 bin lira gelir demektir.
Kaldı ki o işvereni mecliste koruyup kollayan hemen her partiden milletvekilleri vardır ve muhtemeldir ki onlarda işverendir, zira bu ülkede parası olmayan muhtarın yanında aza bile seçilemez.
Türkiye’de bu işlerin nasıl döndüğünün resmini en iyi yaşadığınız bölgede ki belediye meclis üyelerinin statüleriyle çekebilirsiniz.
Kaç müteahhit, kaç ev hanımı, kaç emekli, kaç ışadamı kaç çiftçi var o mecliste bir bakın.
Yeni asgarî ücretin oranında bir sıkıntı yok, neticede asgarî ücret elinden pek iş gelmeyen, kalifye olmayan iş ve işçiler için belirlenen ücrettir.
Burada sormamız gereken soru şu; Toplam çalışanın %43’ü kalifiye elaman gerektirmeyen sektörde olan bir ülke nasıl olurda samanı bile dışarıdan alır?
Aynı kurumda aynı işi yapan iki görevliden birinin diğerinin yarısı kadar ücret alması sizlerin vicdanında yer buluyor mu?
Ekmek gerçekten aslanın ağzında, alt gelir grubundaki insanlar sadece kira ve faturalara yetişmeye çalışıyor.
Ortadirek kavramı çöktü, aşağıdakiler ve yukarıdakiler var.
Gıda fiyatları aldı başını gitti, insanlar sağlıklı beslenemiyor ve hastaneler ağzına kadar dolu.
İnsanlarımız mutsuz, gelecek kaygısı çok,yüzü gülen insan yok sokaklarda, herkes barut fıçısı, bu gidişat iyi değil ey yukarıdakiler, duyun aşağıdakileri.

Önceki İçerikALANYA BELEDİYESİ EVSİZ VATANDAŞLARI UNUTMUYOR
Sonraki İçerikHoş geldin 2021!