Özal’la başlayıp, Erdoğan’la tavan yapan özelleştirme modasına nasıl da kaptırmıştık kendimizi.
Özal’ın “Babalar gibi satarım” sözü milletimize çok sempatik geldiği için seçimleri açık farkla kazanıp iktidar olmuştu.
İşte o dönemde başladı destekleyenlerin “Liberal”  karşı çıkanların “Liboş” ekonomik model dediği ucube.
Bu modelin ana sloganı ise ‘Devlet don mu satsın canım’ oldu.
Ne kadar sempatik ve kulağa hoş geliyor değil mi?.
Koskoca devletin işi gücü yok ta don mu satacak?
Ta ‘Menderes’ döneminde terk edip zaman zaman bir takım iktidarlar döneminde hatırlamaya çalıştığımız ama bir türlü topluma kabul ettiremediğimiz model Erdoğan’la birlikte tamamen çöktü.
Avrupa’nın ve dünyanın dev alışveriş merkezleriyle tanıştık. Veresiye alışkanlığımızdan kurtulduğumuz günlerde kaybettik rahmetli bakkal amcayı.
Devletin üzerinde “kambur” dedikleri her kurumu satarak ya da kapatarak yok ettiler.
Satarken iyiydi.
Üretmeye gerek yok.
Sat.
Al parayı bak keyfine.
Ama maalesef o çark bir yerde kilitlendi ve durdu.
Şimdi AB dâhil tüm kapitalist ülkelerde kapital sıkıntısı yaşanıyor.
Paranın doğurduklarının tüm dünyaya armağanıdır küresel kriz.
Başta ABD olmak üzere önce İzlanda, Yunanistan, İtalya, Fransa, Türkiye olmak üzere tüm Avrupa ve dünya büyük bir ekonomik krizin içinde.
Çok uzaklarda bir ülke var.
Çin.
Nüfus bakımından dünyanın en kalabalık ülkesi.
Hem bu kadar insanı besleyeceksin hem de tüm devletlerin kapısında dilendiği bir ülke olacaksın.
Bunun bir sırrı olmalı değil mi?
Avrupa birliği, Yunanistan hatta ABD bile Çin’e el açmış durumda.
Karınca gibi çalışıyorlar. 20 yıl önce tüm dünyanın tartışıp çağ dışı bulduğu bir ekonomik modelleri var.
Çin’i tartışıp kapitalizme çekmeye çalışanların hepsi şimdi züğürt ağa.
Geçtiğimiz günlerde Çin’in bu ekonomik mucizesini merak eden bir gazeteci üşenmeyip Pekin’e kadar uzanmış.
Bir yolunu bulup Çin ekonomisine yön verenlerle görüşmüş. “Arkadaş” demiş.
“Tüm dünya büyük bir krizin içindeyken sizin ambarlarınız Dolar ve Euro dolu, bunu nasıl başardınız” demiş.
Adam bizim zatı muhtereme bakmış ve ,”Karma ekonomiyle” cevabını vermiş.
Bizim ki ABD gibi paraya yön veren bir ülkede ekonomi eğitimi aldığı için şaşırıp “nasıl yani” diye sormuş.
Çin’li yetkili, “Karma ekonomi, ekonomik faaliyetlerde hem devletin, hem de özel teşebbüsün birlikte yer aldığı ekonomi sistemi” diye cevaplamış.
Meraklı yazarımız,”Peki, bu modeli siz mi keşfettiniz yoksa başka bir ülkeyi mi örnek aldınız” diye sorunca.
Adam dayanamamış ve ,”Siz Türk müsünüz” diye sormuş.
Bizimki,”evet Türküm” demiş.
“Peki, Mustafa Kemal’i biliyor musun?”
“Elbette”
“Çin’in ekonomik modeli 1927 yılında Mustafa Kemal’in Türkiye’de uygulamaya soktuğu modeldir. Biz sabrettik, ona inandık ve bu duruma geldik…! Ya siz?”
…………………………
Ben söyleyeyim, “İnkar ettik”.

Önceki İçerikBİLİMSEL ARAŞTIRMALARDA TÜMEVARIM VE TÜMDENGELİM YÖNTEMLERİ
Sonraki İçerikSÜMSÜK OĞLANLAR