Geçen hafta Kuzey Almanya’da bulunan Kiel kentinden yurda döndük.
Yine geçen haftalardaki yazılarımda belirttiğim gibi herhangi bir yabancı kente geldiğimiz zaman en büyük özelliğimiz o kentin tarihi geçmişini ve doğal güzelliklerini görmek ve bunlar hakkında kıyaslama yapmak kaydıyla bildiklerimizi, gördüklerimizi anlatmaya çalışmaktı.
İşte bu görüşten hareketle 8 Ağustos 2010 tarihinde Kuzey Almanya’da bulunan ve Kiel’e 1 saatlik uzaklıktaki Schleswig kentindeki Schloss Gottorf Şatosu ile yine aynı bölgede bulunan Wikingler müzesi ile birlikte tarihsel geçmişi aynen muhafaza edilen Wikingler köyünü dolaştık.
Ormanlar arasında –ki zaten Kuzey Almanya’nın he tarafı yeşillik ve ormanlık- ilk olarak kişi başına 6 Euro ücret ödemek karşılığında Wikinger Museum Haithabu’yu gezmek oldu.
Düzenli ve çağdaş şekilde hazırlanan bu müzeyi gezdiğimiz anda o zamanki koşullara göre giyinmiş kadın, erkek ve çocukların; örneğin, bir erkeğin balık tutması ya da bir kadının dokuma tezgahı başında kumaş yapması müzenin belli yerlerine konulan videolarla burayı gezenlere gösteriliyordu.
Müzeden sonra yaklaşık 1 km mesafedeki Wikinglerin yaşadıkları köyü gezdik.
Yine aynen muhafaza edilen bu köyde o zamanki koşullara göre giyinmiş kadın ve erkekler bu kez canlı olarak ve Wiking kıyafetleriyle köyde yapılacak işleri temsili olarak canlandırıyorlardı.
Köyü gezdikten sonra bu kez biraz daha uzakta bulunan ve 1703 tarihinde yapılan ancak bugün müze olarak kullanılan Schloss Gottorf Şatosunu gezdik.
3 katlı ve devasa büyüklükte olan bu yapının ilk katının yarı bölümü Hz. İsa başta olmak üzere dini motiflerin işlendiği tarihi eserler yer alıyordu.
Öteki bölümünde ise dünyaca ünlü ressam Erich Heckel’in tabloları vardı.
2. katında ise o zamanki koşullara göre çok güzel bir hayat yaşamış olan kralların ve kraliçelerin kullandıkları eşyaları yer almıştı.
Örneğin; en az 250-300 senelik dolaplar, sandıklar aynen muhafaza edilmişti.
Gördüğümüz bu tarihi yerleri anlatmakla olmaz. En iyisi bu yerleri gezip görüp ona göre
”Biz neden ülkemizde var olan tarihi eserlere sahip çıkamıyoruz?” sorusu insanın aklına geliyor.
Bugün tarihi eserlere sahip çıkıp onları korumak en temel görevimiz olmalı.
İşte Almanya’yı bu konuya örnek olarak gösterebiliriz. Bin yıl önceki eserlere nasıl sahip çıkıp onları tüm dünyaya tanıtmaya çalışıyor ve bunda da başarılı oluyorlarsa bizde neden bu işi yapamıyoruz? Sorusu insanın aklına geliyor.
Örnek olarak Wikingler Müzesinde yer alan bir bölümde, Wikinglerin o zamanki koşullara göre Kuzey Avrupa’dan Bağdat’a kadar ticaret için nasıl gittiklerini resimler ve yazılarla açıklıyorlardı.
İnsan ister istemez kıyaslama yapıyor. Almanlar tarihi eser olarak arayıp buldukları örneğin bir taşı bile müzede önemli yerlere koyuyorlar.
Ama biz ne yapıyoruz?
Bugün tarihi bir dünya kenti olan İstanbul’u bile yapılacak bir metro çalışması uğruna yer altındaki bulunan tüm tarihi eserleri bile göz göre göre yok ediyoruz.

Bu Makale 2010 yılında Mahmutlar Post’ta yayınlanmıştır. Konunun önemi nedeniyle tekrar yayınlanmasında fayda görmekteyim.