19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışı. Bu Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisidir.
1919 yılında Gazinin Samsun’a çıkışıyla, 2011 yılında birilerinin ana uçağına binip haçlılara işgal ettirilen Libya’ya çıkışları arasında dağlar kadar fark vardır.
Yani ikisinin ruhu çok farklıdır.
İlkinde emperyalizme karşı çıkış, ikincisinde kucak açış söz konusudur.
Onların, 19 Mayısı yasaklamalarını, 29 Ekimi askıya almalarını, 30 Ağustosu hiçe saymalarını hiç yadırgamadım.
Yadırgayan varsa sadece ”Günaydın” diyebilirim.
Çünkü bu zihniyet öteden beri pusuda bekliyordu. Biraz gerilere gidelim.
Kimseler alınmasın da, çünkü bu ülkenin ülkücüleri Sovyet yönetiminin yayılmacı komünist rejimine karşı, bu ülkenin solcuları Amerikan emperyalizmine karşı mücadele verirken bu muhteremlerin hiç sesi çıkıyor muydu?
Kuluçka zamanlarıydı. 12 Eylül darbesiyle birlikte kabuklarını kırdılar.
O dönemde cezaevleri ülkücülerle, solcularla ve halkların kardeşliğine inanmış devrimci ‘Türk ve Kürt’ gençleriyle doluydu. (Bu günde olduğu gibi, Balyoz, Ergenekon, KCK vs)
Hepsi ağır işkencelerden geçti. Bir kısmı faili meçhullere kurban gitti. Sakatlananlar, sürgün edilenler, kamu hizmetinden men edilenler.
12 Eylül darbesinde yapılan işkencelerin ve adaletsizliklerin hesabını sormak bu insanların hakkıydı.
Bu gün “12 Eylülün hesabını soruyoruz” diyenlere bakın. En ağa babaları içeride 3 gün tutulup bırakılmıştır.
12 Eylül darbesi bu ülkenin geleceğine yapılmıştır. O darbeyi yapanlarla, 19 Mayısı yasaklayanların arkasındaki güç aynıdır.
Ne yazık ki darbeden sonra bu zihniyet hiç eksilmedi, katlanarak bu günlere kadar geldi.
1987 Türkiye anayasa değişikliği referandumunda yasakların devam etmesini savunan Anavatan partisinin en önemli şahsiyetleri bugünkü iktidarın akıl hocaları ve kurucu üyeleridir. O zamanki Cuntanın seçime girmesinde sakınca görmediği kadronun 12 Eylül darbesini yargılıyor olmaları size garip gelmiyor mu?
Sincan’da yürüyen tank seslerini dillendirenlerin, 12 Eylül öncesinde üzerlerine tanklar sürülenlerden daha mı cesur olduğunu düşünüyorsunuz?
Nisan ayında Evren’i yargılayacaklarmış.!
Ne büyük vefasızlık değil mi..?
“Dedim ya” O darbeyi yapanlarla, 19 Mayısı yasaklayanların arkasındaki güç aynıdır.
1987 yılında yasakların devamı noktasında propaganda yapanların aldığı oyla iktidarın son seçimde aldığı oy tıpa tıp aynısıdır.
1987 % 49
2011 % 49..!
Ne büyük bir tesadüftür…!
Ve sizler, kahve köşelerinde dost sohbetlerinde amacı aynı olduğu halde, hala ülkücülük devrimcilik tartışması yapan vatanseverler.
O günlerdeki Türkiye düşünüzün, özgürlük hayalinizin, bağımsızlık rüyanızın bir birinize düşman kesildiğiniz karşı görüşler tarafından değil de, caddenin ortasından yürüyenler tarafından elinizden alındığını hala fark edemediniz mi?.
“Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana  kadar demokrasiye bağlıyız” dedi mi? dedi.
“Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince  ineriz.”
İlk durak 29 Ekim’di inildi. Sırasıyla 19 Mayıs, 23 Nisan…………. Ve diğerleri.
Onlar verdikleri tüm sözleri tuttular. Ya bizler, sizler hangi sözümüzde durduk?
Bizlerde mi o tramvayın yolcusuyduk?

Önceki İçerik“POLİTİKA TÖRESİ” ÇAĞIMIZIN YENİ TÖRESİ
Sonraki İçerikUĞUR MUMCU’YU ANARKEN